Sayfalar

23 Aralık 2013 Pazartesi

Sırtımdaki kambur...

Bugünler değil, köşeye çekilmek kelimelere sığınmak istediğim günler. Ondan kendi halimde kalamayışlarım. Ondan özlemini çektiğim yılların hepsini yaşamak...

Öyle bir karmaşık ki aslında içim, tasvir et deseler, hani;"Amerika'nın 11 Eylül olay gününde insanların sağa sola kaçışları, ne yapacaklarını bilemeyişleri, kaos anındaki koşuşturmaları" derim içimde yaşananlar için. Öyle karmaşık, öyle hızlı, öyle garip, öyle acı, öyle yorgun...Hep gürültü, hep gürültü.



Sanki biri gelsin, silkelesin, bi durdursun beni diye bekliyorum, zira kendimi ne kadar silkelersem silkeleyim durmuyor içimdeki hengame.
İstediğim şey tam olarak nasıl ifade edilir bilmiyorum lakin iki kelime istiyorum uzunca bir süre hayatıma yerleşsin; "sakinlik" ve "yavaşlık". 

Yaşadığımız zamandan mı kaynaklanıyor yoksa yaşadıklarım mı hızlı olmayı gerektiriyor ayırt edemiyorum, sadece yoruluyorum, ilki ise; bu zamanda yaşamak istemiyorum, ikincisi ise yaşadıklarım frenlensin...
Gün geçtikçe yorgunluklara bir yenisi eklendikçe kamburum daha da çıkıyor, gün geçtikçe belirginleşiyor. Saklamak istediklerimi sırtımdaki kamburum belli ediyor... Yoksa bana mı öyle geliyor?

Tek bildiğim dik durmalıyım.

10 Aralık 2013 Salı

Ben de seni seviyorum kızım!


Defne ile muhabbet etmek çok zevklidir, hiç beklemediğiniz anlarda hiç ortada lafı geçmezken birden bire aklına birşey gelir ve başlar anlatmaya: )



Akşam yine böyle bir anda;

Defne; "Anne biliyor musun Merve Ömer'i seviyormuş" dedi.

Ben de kısa bir süre hmmm sesi çıktı gerisi yok: )

"Ne güzel" demişim peşine: )

"Arkadaş arkadaşını sever, peki sen kimi seviyorsun?" dedim.

"Seni" dedi, kucaklayıp sımsıkı sarıldım: ) 

Peşine "peki okulda kimi seviyorsun?" dedim, "öğretmenimi" dedi: )

Sonra da sıraladı, aslında Ceren'i, Doğa'yı Cansu'yu da çok seviyorum: ))

Ben de seni çok seviyorum canım kızım...

3 Aralık 2013 Salı

Cezayir deyim elimde kar küresi!

Cezayir^deyim. 


Düşümde...

Sokakları arşınlıyorum, her girdiğim sokaktaki renk renk tahta kapılara aşık olarak yürüyorum. Gördüğüm bir sonraki kapıda yeniden önüme çıkan kapıya aşık olduğum için bir önceki kapıya ihanetim sırtımı kamçılıyor. Yine de umursamıyorum, yeniden aşık olacağım bir tahta kapı ve tokmak arıyorum arsızca... Çalsam bu mavi küçük aslan başlı kapının tokmağını, "buyur" diyen olur mu ki?

Sokaklar daracık. Taşlarla döşenmiş, desenleri belli belirsiz. Sanki işçiler yorulmuş dizerken taşları, sonlara doğru rastgele yerleştirmişler, desenler belli ki ondan belirsizleşmiş...

Elimde kar küresi, camdan. Ben yürüdükçe karlar uçuşuyor. Yağıyor mudur acaba bu sokaklara da kar?

Hepsi düşümde!