Sayfalar

24 Mayıs 2013 Cuma

Çocuklar büyüsün de!...

"Çocuklar büyüdükçe herşey daha zor oluyor"

Bu cümleyi ve buna benzer "çocuklar büyüdükçe" ile başlayan cümleleri sık sık duyardım etraftan. Bazen gülümser, bazen de içimden "hadi canım sizde" derdim. Keşke büyüseler de rahat etsem dediğim de çoktur! 

Taa ki artık "büyüyorlar" sözcüğü çocuklarımda vukuu bulana dek. Henüz 4 ve 3 yaşını yeni bitirdiler, belki de daha "büyüsünler" ile başlayan cümlelerin başındayız. Ama gerçek var ki "büyüyorlar" ve gün geçtikçe eskiye dönüp sanki daha mı rahattık küçükken diyorum!

Yeni bir okul aramalı mı? Artık branş dersi sayılan müzik, yüzme, jimnastik, satranç, drama  gibi dersler 5 yaşındaki oğlum için çok gerekli mi? Kızım için vucudunun esnek olması açısından bu sene bale dersi olan okula mı gitmeli? Yoksa bizim zamanımızdaki gibi ilk okula başlayana kadar pek de birşey beklememeli mi okuldan? Geçen sene sadece oynasınlar, eğlensinler ve mutlu olsunlar diye ve en önemlisi ilk seneleri olduğu için çok da önemsemedim branş derslerini ama bu sene en azından bir kaçı olsun istiyorum. Oğlum kendi kendine satranç taşlarının ne olduğunu kitaplardan bakarak öğrenmeye çalışıyor, karşısında oynayabileceği arkadaşı olsa daha rahat kavrasa daha iyi olmaz mı? Yada hafta sonu ben yüzmeye götüreceğim diye kendimi paralamasam, okulunda yüzme dersi olsa sınıfındaki arkadaşları ile eğlenerek öğrense daha iyi olmaz mı? Yoksa tüm bunlar bu yaşlar için gereksiz mi? Yoksa çok zeki olan oğlum için daha mı özenli, dikkatli olmamız lazım? Toplama çıkarma işlemini kendi kendine öğrenmiş, akşam odasından koşarak "sabotaj ne demek" diye sorabilen oğluma haksızlık mı yapıyorum hiçbirşeyi olmayan okula göndererek?

Bir işin maddi boyutu var ki evlere şenlik. Benim kesin burs bulmam lazım: )
Dün gittiğim başakşehir'in artık kurumsallaşmış okullarından birinde herşey dört dörtlüktü ama çocuklara acaba çok mu yükleniliyor? diye düşünmedim değil. Hani okul müdürü o kadar çok şey saydı ki, bunları 4 yaş ve 5 yaş çocuklar nasıl kaldırabilir? Okulun istediği bin liraya ramak (aslında bini de geçiyor da kardeş inidirimi alıyormuşuz: )) kalmış ücreti 2 ile çarptığımda biraz algılama sorunu yaşadım kendimde: ) Herşey çocuklar içindi değil mi: ) Orası da olayın ayrı boyutu. 

Hatta özel okul mu, devlet okulu mu sorunsalı da baş göstermeye başladı. Gönlüm hep devlet okulundan yana ama en iyisi dediğim okullarda bile derslerin boş geçtiğine dair duyumlar alıyorum: ( İyi öğretmenlerin özel kurumlara transfer oluyor oluşu da çok can sıkıcı: ( 

Velhasıl kelam kafam allak bullak ve "büyüdükçe..." diye başlayan her söz kabulum... Kabullenmişliğin yanında ne yapacağım sorusu da beynimi kemiriyor.




Çok karman çorman yazdım ama düzenleyemedim kelimeleri anlatmak istediklerim ile: (

Görsel pinterestten alıntı

22 Mayıs 2013 Çarşamba

Merak Eden Çocuk...BÜMED


Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği tarafından kurulan BÜMED Merak Eden Çocuk Anaokulu ve İlkokulu, Arnavutköy'den sonra şimdi de Çekmeköy'de ikinci şubesini açıyor. Eğitim dünyasına farklı bir bakış açısı getirmek üzere yola çıkan Merak Eden Çocuk Okulu, 150 yıllık geçmişi olan Boğaziçi Üniversitesi'nden aldığı kültürel ve bilimsel mirası, uzman eğitimcilerinin dinamizmiyle birleştiriyor. Okul merak eden, hayata olumlu bakan, öğrenme sürecinden keyif alan, kendine güvenen, mutlu bireyler yetiştirmeyi hedefliyor. Çekmeköy'deki ilkokulun anasınıfları ve 1. sınıfları için kayıtlar halen devam ediyor.

http://www.merakedencocuk.com/

20 Mayıs 2013 Pazartesi

En güzel çocukluk anılarına

Bugün sipariş veren çiçekcimizin toptancısından haber bekliyoruz, bakalım verdiğimiz numuneleri beğenip sipariş verecek mi? 

Çok heyecanlıyım anlayacağınız: )

Haftasonu yapılan kartlardan biri kızımın okuldan arkadaşının hediye paketine iliştirildi, yine içine "en güzel çocukluk anılarına" notu ile doğum günü kutlandı. Kitap hediyesine kızım, "tokasız hediye olmaz anne" deyince toka eklendi, biraz ölçülerini denk getiremediğim bu pramit kutuya konuldu, 3 yaş sen ne güzelsin: ) Kız kısmı işte, tokasız/inciksiz/boncuksuz olmaz: )




17 Mayıs 2013 Cuma

Rengarenk...

Kağıtlarla uğraşmayı sevdiğimi söylemiştim değil mi? Bilmeyen de kalmadı herhalde : )



Bir önceki yazımda sakinliği, telaşsız hayat istediğini yazan ben, yazdıklarımla kaldım. Anlayacağınız bana pek bulaşmıyor o yavaşlık/dinginlik hali.
Dün akşam da herşey harıl harıl ilerlerken, tabii bu hengame bir koltuğa on karpuz sığdırma çabamdan kaynaklanıyor. Yığıldığımda yattığım yeri bilemedim: )

Bugün oğlumun pikniği vardı, bizden de kuruyemiş istemişlerdi. Aldığım kuruyemişleri yaptığımız kutulara koydum, üstüne de çeşit çeşit sticker yapıştırdık. En büyük destekcim Defne'm di: ) 
Renk renk kutularımız oldu, inşallah çocuklar da mutlu olur görünce: ) Hem de kandil hediyesi niyetine olsun onlara...

Rengarenk hafta sonları olsun hepimize...



14 Mayıs 2013 Salı

Sadece annemin sakinliğini istiyorum!

Annemin evinde hayat çok yavaş akar. O yavaşlığın içinde herşey düzgün ilerler, hiçbirşey ufacık taşa bile takılmaz. 

Telaşsızdır sabahlar, ağırdan alınır kahvaltı çatalları tabaklardan... Harıl harıl hiç yemek yapıldığına şahit olmadım annemin mutfağında ve her gezmeden eve geldiğimizde yemeğimiz olmadığına şahit olmadığım gibi.
Annemin çok narin, çok sakin, en çok da  çok sabırlı oluşundan diye düşünmüşümdür hep. Bizleri okula gönderirken, yemeklerimizi yedirirken bile "hadi"leri olmadı annemin. Babam ona nazaran biraz daha telaşlı, hemen olsunlardadır ama babam bile bana göre sakindir. Çoğu tanıyanın dediğine göre "ağzı var dili yok"lardandır. 
Misal annem canını sıkan birşey olduğunda bağırıp çağırmak yerine "ağlar", gider diğer odaya "ağlar, hıçkıra hıçkıra ağlar". Bir şekilde boşaltır içini.

Bizim evden çıkıp anneme uğradığımız sabahlar, işe geldiğimde yorgun olmuyor bedenim hatta ruhum, öyle ki bazen ruhuma, yüreğime annemin sakinliği yerleşiyor. Daha yavaş dönüyor sanki dünya. Herşey daha yumuşak gözüküyor gözüme. Sanki telefonlar bile daha sakin çalıyor.
Bizim evden sabahları çıkışımız ve akşamları girişimiz hep telaşlıdır, hep bir yerlere yetişme telaşem var, o telaşlı anlarım öylesine nüfus etmiş ki bünyeme, telaşlanmadığım zamanlar boşluğa düşüyorum.
Evimizden sabah kahvaltı yapıp çıkmamız, çocukların okula bırakılışı, benim işe gelişim ve daha oturur oturmaz sandalyeye, o sabah telaşımın bitirdiği bedenim! "daha sabahın dokuzu, nasıl akşam edeceksin" diye haykırıyor. 
Belli ki yaptıklarımdan değil yormuşluğum bu bedeni, sadece telaşım, sadece "ondan sonra bunu yaparım" düşünceleri ile anı yaşamayı kaçırışlarım yoruyordu beni. Halbuki annem, hep o an yaptıkları ile mutlu olur, o an yaptıklarını doyasıya içine çeker, en güzel çiçekmiş gibi koklar, en güzel yemeği yiyormuş gibi tadını çıkarır, bitince de şöyle karşısında bir kahve içer... 
Hatırlıyorum da en güzel gelinlikleri vitrinlerde görür, eve gelir dikerdi. Yavaş işi sevmezdi ama telaşesi de yoktu. O dikiş dikerken hiç bize bağırdığını hatırlamıyorum, hiç "iğne batacak, iplikleri dağıtmayın" diye söylendiğini de hatırlamıyorum! 
Benim makina başına geçmem için illa çocukların uyumasını beklemem lazım! Yada kart yaparken "aman biryerlerine birşey olacak" diye işe kendimi veremem! Hevesim kaçar. Söylene söylene kaldırdığım anlar olur. 

Annem yetiştirdiğinden herhalde çocuklarım da sakin. Bazen benim delirdiğim anlarda yüzüme öyle sakin, öyle masum bakarlar ki kendimden utanırım. Şef te bir o kadar sakin. 
Tek telaşesinden yorulan ve yoran benim evde. Çocukları da kendi telaşıma ortak edişime ses çıkaranlara tepkim "yüzümü kızartır" sıkça. Zamanın yetmeyeceği düşüncesi, nereye ne kadar ne yetiştirme gayretinde oluşum beni yıpratır, yorar, yorar...


Ve ben artık sadece annemin sakinliğini istiyorum! 



10 Mayıs 2013 Cuma

Anneler Günü hediyemi aldım: )

Dün akşam çocukları okuldan aldım, eve gidiyoruz, radyoda anneler günü reklamlarından biri dönüyor. 

Semih konuşmaya başladı;

-"Anne sana anneler günü hediyesi ne alacağıma henüz karar veremedim" cümlesini kurdu: )

Bir an afalladım, baktım aynadan yüzüne uzun uzun... O da durdu bi süre konuşmadı.

Sonra; 

"Belki ananemle sen o gün uyursun, dedem ben ve babam markete gidip kahvaltılık alırız, biz gelene kadar da Defne sofrayı hazırlar / bu arada Defne'ye dönüp soruyor; hazırlayabilirsin di mi Defne? : )/ sonra da biz ananemle seni kaldırırız!"

Tabii ki çok hoşuma gitti, çok da mutlu oldum... O küçücük yüreğine kocaman sevgi sığdırmıştı. Sevgisini nasıl göstereceğinin hesaplarını yapıyordu kendince.

Ve Defne birden bire bağırır; 
"Ama Mehmet ben anneme kitap alacaktım!!!"

Çok güldüm hallerine, çokca da mutlu oldum. Sonra uzun uzun baktım yüzlerine, ne kadar şükretsem azdı. Bazen haketmiyor muyum diye de düşündüm bu kadarını. Neyse düşüncelerimin kalanı bol gözyaşılı, ağlamalı, en duygusalından... 
Ben şimdiden anneler gününüzü kutlayayım: )


Büyüyorlar mı ne?

7 Mayıs 2013 Salı

Yine kart: )

İnsanın yaptığı şeyler ile mutlu olması kadar güzel birşey yok. Eğer ki böyle bir durumunuz varsa ne kadar şükretseniz azdır.

Şirkette çok yoğun günler geçse de, akşam çocukları uyuttuğum gibi kesip yapıştırmaya bakıyorum.
Yine anneler günü için istenen kartlardan örnekler. Kırmızı beyaz görmekten size fenalık gelse de göze en güzel bu iki renk geliyor bana göre. Birbiri ile uyumu muhteşem...

Bu arada instagramdan bahsetmek istiyorum biraz, orayı çok seviyorum, genelde hatta çoğunlukla güzel ne varsa orada. O yüzden çok seviyorum orayı. Saatlerce fotoğraflara bakıyorum, gözüm şenleniyor, günüm güzel geçiyor o güzelim fotoğrafları gördükçe.
Bir de fotoğraf çekmeyi becerebilsem: (





 





2 Mayıs 2013 Perşembe

Yeni kartlar, yeni siparişler, yeni umutlar Ve Mayıs!

Bugünü pazartesi olarak yaşayanlardanım, Mayıs ayını içine içine çekenlerdenim. Eylül gibi seviyorum Mayıs'ı da. 

Geçenlerde aldığım kart siparişlerinden 200 tane yapmış olmam, seri üretime geçmiş olmamın resmidir. Seri üretim kısmı biraz beni tedirgin etse de çok zor geçti yapım süreci. Zorluğu sadece zaman yokluğu idi. 
Siparişin devamını almış olmam beni daha da motive etti: )  Kırmızı beyaz olsa da yeni kartlar, devamı gelecek renk renk desen desen! 

Ölçülerdeki uygunsuzluk mu? Bunların aceleden hazırlanmış numune olmasından kaynaklanıyor: (