Sayfalar

23 Aralık 2013 Pazartesi

Sırtımdaki kambur...

Bugünler değil, köşeye çekilmek kelimelere sığınmak istediğim günler. Ondan kendi halimde kalamayışlarım. Ondan özlemini çektiğim yılların hepsini yaşamak...

Öyle bir karmaşık ki aslında içim, tasvir et deseler, hani;"Amerika'nın 11 Eylül olay gününde insanların sağa sola kaçışları, ne yapacaklarını bilemeyişleri, kaos anındaki koşuşturmaları" derim içimde yaşananlar için. Öyle karmaşık, öyle hızlı, öyle garip, öyle acı, öyle yorgun...Hep gürültü, hep gürültü.



Sanki biri gelsin, silkelesin, bi durdursun beni diye bekliyorum, zira kendimi ne kadar silkelersem silkeleyim durmuyor içimdeki hengame.
İstediğim şey tam olarak nasıl ifade edilir bilmiyorum lakin iki kelime istiyorum uzunca bir süre hayatıma yerleşsin; "sakinlik" ve "yavaşlık". 

Yaşadığımız zamandan mı kaynaklanıyor yoksa yaşadıklarım mı hızlı olmayı gerektiriyor ayırt edemiyorum, sadece yoruluyorum, ilki ise; bu zamanda yaşamak istemiyorum, ikincisi ise yaşadıklarım frenlensin...
Gün geçtikçe yorgunluklara bir yenisi eklendikçe kamburum daha da çıkıyor, gün geçtikçe belirginleşiyor. Saklamak istediklerimi sırtımdaki kamburum belli ediyor... Yoksa bana mı öyle geliyor?

Tek bildiğim dik durmalıyım.

5 yorum:

  1. Dik dur tabii önemli olan da bu canım, sevgiler ...

    YanıtlaSil
  2. Öğrencilerine hayat üzerine ders vermek kararı ile sınıfa giren profesör, hiçbir şey söylemeden, kürsünün üstüne büyükçe bir kavanoz koyar…

    Ardından kavanozu tenis topları ile doldurur ve öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar… Öğrenciler, hep bir ağızdan kavanozun dolduğunu söylerler…

    Bu sefer profesör içi çakıl taşı dolu olan bir torba çıkarır ve torbanın içindeki tüm çakıl taşlarını kavanoza döker…

    Sonra çalkalayarak taşların tenis toplarının arasındaki boşluklara yerleşmesini sağlar…

    Öğrencilerine tekrar sorar;

    - “Kavanoz doldu mu çocuklar?”

    Öğrenciler yine “evet doldu” diye yanıtlarlar.

    ***

    Profesör bu defa içi kum dolu bir torba çıkarır ve torbanın içindeki tüm kumu kavanozun içine boşaltır…

    Onu çalkalar ve kumların, içi tenis topu ve çakıl taşı dolu olan kavanoza yerleşmesini sağlar…

    Bir defa daha sorar öğrencilerine;

    - “Kavanoz doldu mu çocuklar?..”

    Öğrenciler bir kez daha yanıtlar;

    - “Evet, doldu…”

    ***

    Bu sefer profesör bir öğrencisini kantine gönderip iki fincan kahve almasını rica eder… Gönüllü bir öğrenci koşarak sınıftan çıkar ve kısa bir süre sonra iki fincan kahve ile geri döner…

    Öğrencisinin elinden kahveleri alan profesör bu defa bu kahveleri kavanozun içine döker ve çalkalar…

    Sınıfa dönüp son kez sorar;

    “Kavanoz doldu mu arkadaşlar?”

    Öğrenciler biraz şaşkın dördüncü defa “evet doldu” diye cevap vermek zorunda kalırlar…

    Bunun üzerine profesör içi tenis topu, çakıl taşı, kum ve kahve dolu kavanozu iki eli ile kaldırarak sınıfa gösterir ve şöyle der; ´

    - Bu kavanoz sizin hayatınızı simgeler…

    Bu tenis topları hayatınızdaki önemli şeylerdir…

    Aileniz, çocuklarınız, sağlığınız arkadaşlarınız ve sizin için önemli olan şeyler…

    Diğer şeyleri kaybetseniz de, bu önemli şeyler kalır ve hayatınızı doldurur…

    Çakıl taşları ise daha az önemli olan diğer şeyleri temsil eder…

    İşiniz, eviniz, arabanız vs…

    Kum ise geriye kalan ufak şeylerdir…

    ***

    Şayet kavanoza önce kum doldurursanız çakıl taşlarına ve özellikle de tenis toplarına yeterli yer kalmaz…

    Aynı şey hayatımız için de geçerlidir… Vaktinizi ve enerjinizi ufak tefek şeylere harcar, israf ederseniz, önemli şeyler için vakit kalmayacaktır…

    Dikkatinizi mutluluğunuz için değer taşıyan önceliklerinize çevirin…

    Çocuklarınızla oynayın…

    Sağlığınıza dikkat edin…

    Eşinizle yemeğe çıkın…

    Evinizin ihtiyaçlarını karşılayın…

    Yani öncelikle tenis toplarını kavanoza yerleştirin…

    Önceliklerinizi, sıraya dizmeyi iyi bilin… Gerisi hep kumdur…

    Tam bu esnada bir öğrenci sorar; ´

    - “Peki, o iki fincan kahve neydi hocam?” Profesör gülerek yanıtlar: ´

    - “Bu soruyu bekliyordum… Hayatınız ne kadar dolu olursa olsun, her zaman dostlarınız ve sevdiklerinizle birer fincan kahve içecek kadar yeriniz vardır… O iki fincan dostlarınızla keyifle içeceğiniz kahvedir!..”

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok güzel bir yazı. Boşlukları doldurmayı bilmek önemli.

      Sil
    2. daha önce de okumuştum sanırım bu yazıyı ama yine okudum baştan sona, çok güzel çok doğru.. ayşegülcüm dönem dönem oluyor sanırım böyle, sen bir tatil mi alsan uzunca acaba?? en azından içindeki karmaşa yatışırdı, 1 gün bile iyi geliyor...

      Sil
  3. Ben de oyle bir hizin icindeyim ki bu siralar durup dusundugumde arkaya baktigimda akilda kalacak birseyler pesinde kosmadigimi farkediyorum tabiki cocuklarin kosusturmasinin cok buyuk etkisi oluyor ama ozellikle bir de insanin caninin sikildigi bazi donemler oluyor/ Ins sen de bir an once tekrar huzuru doya doya hissedebilirsin. Bir Sakinlik kaplar ins bizi ve tum cevremizi.

    YanıtlaSil