Sayfalar

23 Aralık 2013 Pazartesi

Sırtımdaki kambur...

Bugünler değil, köşeye çekilmek kelimelere sığınmak istediğim günler. Ondan kendi halimde kalamayışlarım. Ondan özlemini çektiğim yılların hepsini yaşamak...

Öyle bir karmaşık ki aslında içim, tasvir et deseler, hani;"Amerika'nın 11 Eylül olay gününde insanların sağa sola kaçışları, ne yapacaklarını bilemeyişleri, kaos anındaki koşuşturmaları" derim içimde yaşananlar için. Öyle karmaşık, öyle hızlı, öyle garip, öyle acı, öyle yorgun...Hep gürültü, hep gürültü.



Sanki biri gelsin, silkelesin, bi durdursun beni diye bekliyorum, zira kendimi ne kadar silkelersem silkeleyim durmuyor içimdeki hengame.
İstediğim şey tam olarak nasıl ifade edilir bilmiyorum lakin iki kelime istiyorum uzunca bir süre hayatıma yerleşsin; "sakinlik" ve "yavaşlık". 

Yaşadığımız zamandan mı kaynaklanıyor yoksa yaşadıklarım mı hızlı olmayı gerektiriyor ayırt edemiyorum, sadece yoruluyorum, ilki ise; bu zamanda yaşamak istemiyorum, ikincisi ise yaşadıklarım frenlensin...
Gün geçtikçe yorgunluklara bir yenisi eklendikçe kamburum daha da çıkıyor, gün geçtikçe belirginleşiyor. Saklamak istediklerimi sırtımdaki kamburum belli ediyor... Yoksa bana mı öyle geliyor?

Tek bildiğim dik durmalıyım.

10 Aralık 2013 Salı

Ben de seni seviyorum kızım!


Defne ile muhabbet etmek çok zevklidir, hiç beklemediğiniz anlarda hiç ortada lafı geçmezken birden bire aklına birşey gelir ve başlar anlatmaya: )



Akşam yine böyle bir anda;

Defne; "Anne biliyor musun Merve Ömer'i seviyormuş" dedi.

Ben de kısa bir süre hmmm sesi çıktı gerisi yok: )

"Ne güzel" demişim peşine: )

"Arkadaş arkadaşını sever, peki sen kimi seviyorsun?" dedim.

"Seni" dedi, kucaklayıp sımsıkı sarıldım: ) 

Peşine "peki okulda kimi seviyorsun?" dedim, "öğretmenimi" dedi: )

Sonra da sıraladı, aslında Ceren'i, Doğa'yı Cansu'yu da çok seviyorum: ))

Ben de seni çok seviyorum canım kızım...

3 Aralık 2013 Salı

Cezayir deyim elimde kar küresi!

Cezayir^deyim. 


Düşümde...

Sokakları arşınlıyorum, her girdiğim sokaktaki renk renk tahta kapılara aşık olarak yürüyorum. Gördüğüm bir sonraki kapıda yeniden önüme çıkan kapıya aşık olduğum için bir önceki kapıya ihanetim sırtımı kamçılıyor. Yine de umursamıyorum, yeniden aşık olacağım bir tahta kapı ve tokmak arıyorum arsızca... Çalsam bu mavi küçük aslan başlı kapının tokmağını, "buyur" diyen olur mu ki?

Sokaklar daracık. Taşlarla döşenmiş, desenleri belli belirsiz. Sanki işçiler yorulmuş dizerken taşları, sonlara doğru rastgele yerleştirmişler, desenler belli ki ondan belirsizleşmiş...

Elimde kar küresi, camdan. Ben yürüdükçe karlar uçuşuyor. Yağıyor mudur acaba bu sokaklara da kar?

Hepsi düşümde!

26 Kasım 2013 Salı

Bir kere sarılsak belki herşey geçecek...

Biz çok güzeldik. Hem de çok...

Sonra birşeyler oldu, hem benden yana hem de onlardan yana. 
Ben sustum, onlar geri çekildi. 
Birden bire ipler koptu, hiçbirimiz ucundan tutamadık. Onlar bir ucunda ben diğer ucunda sallandık, tırmanamadık ve düştük.

Çok uzun zaman geçti, o kadar uzun zamanın içinde "ben" ve "onlar" oldu. 
Hep rüyalarda gördüm, onları düşünmekten uykumun kaçtığı anlarda, sık sık adlarını andım...

Tıpkı Hasan Ali Toptaş'ın  yazdığı gibi;

"İnceldiğinde, çeşitli sebeplerle delindiği de olur uykunun. Ne bileyim, bazen zihnimizdeki sivri uçlu bir hatıra deler onu; bazen henüz hazmedemediğimiz bir sözün acısı, bazen kolu bacağı aklımızın dışında kalan bir düşünce yahut bir duygu, bazen de etrafımızda olup biten, bizim farkedemediğimiz meçhul bir şey deler..."

Sonra çok kıskandım. Onların bir arada oluşlarını çok kıskandım. 
Tek kalmayı yediremediğim anlar da oldu, vardır bu hallerde bir hayır dediğim anlarda. 
Düşünüyorum da en çok yanlarında olmadığım anlara üzüldüm. 
Kırgındım ve çokça da kızgın... Ve çok seviyordum.
Böyle böyle, her halleri aklımda ve her halim akıllarında beş yıl filan geçirdik ayrı gayri... 
Ne kadar acı. 
Ne büyük kayıp...
Nasıl bir sahip çıkamamazlık halleri.
İnsan hiç sevdiklerini bırakır mı, nasıl bir umursamazlıkmış bendeki ya da onlardaki.




Bir gün kızların deyimi ile içlerindeki en sevdiğimden mail aldım, ağladım ağladım, sonra telefon açtığında konuşamadım telefonda. Onca zaman sonra nerden çıkmıştı?

Sonra bir gece bir dizi de geçen repliği mesaj attım "bir kere sarılsak belki herşey geçecek" diye yazdım. 
Sonra hazır hissetmediğimi anladım da gidemedim yanlarına... 
Tek bırakılmayı kabullenemeyişim hazır hissettirmiyordu beni daha düne kadar. 

Sonra bir kere sarıldım, sımsıkı, sanki bir annenin evladına sarılır gibi sarıldım. 
Biraz korktum, biri pohhh diyecek ve büyü bozulacakmış sandım da korktum. 
Gördüğümde heyecanlandım, kalbim daha hızlı attı. 
Bazen ellerim titredi, masanın altında titreyen dizlerimin üstüne sakladım ellerimi. 

Şimdi hepimiz birbirimizsiz tükettiğimiz anlara üzülsek de hala çok güzeliz biz. Hem de çok. 

Sizi çok seviyorum, artık benden yana şüpheniz olmasın yanınızdayım...

"Bir biz varız güzel, öbürleri hep çirkin"  Turtgut Uyar...

8 Kasım 2013 Cuma

Güzel bir gün bugün!

Anlatmayacağım!

Lakin güzel şeyler oluyor son günlerde... 
Bilin istedim, bilsinler istedim...

Umutla her gün duasını ettiğim şeyler sunuluyor sanki yavaştan yavaştan...

Güzel bir gün bugün!





22 Ekim 2013 Salı

Kalın sağlıcakla: )

Ne kadar uzun zaman olmuş: ((  

Çok özlüyorum buraya yazmayı ama yazarken bazen keşke yazmasam dediğim de olmuyor değil... Kısa kısa birkaç ay geçmişten günümüze geleyim şimdi...

-Benim için devamlı kafamı kurcalayan oğlumun sünnet mevlüdü, kınası bitti... Herşey istediğim/iz gibi geçti çok şükür, sağolsun komşularım ve annem ile 2 teyzem çok yardımcı oldular, odasının süslemelerinden, yaprak sarmasına, sünnet pilavından etine, araba konvoyundan servislere kadar, herşey çok güzeldi, dilerim bahtı da şansı da böyle güzel olur oğlumun: )

-Hazır lafa Semih'ten başlamışken, bu sıralar başımız satranç ile dertte, yani bizim dertte ama kendisi çok mutlu hayatından: ) Satranç okuluna gitmez ise normal okuluma gitmem diye tutturan bir oğlum var... Kolunun altında satranç tahtası ile gezen, bizi hadi oynayalım diye bunaltan ve delirten oğlum var benim: ) Yenildiğinde "anne walla bu defa düşünerek oynayacağım" diye yeni oyuna yol yapıyor kendince: ))))


-Defne de pullarla çiçek yapma derdine düşüyor genelde: ) Defne'min işi gücü her gün üç beş çeşit kıyafet denemek, dolabından seçiyor ve "dadaaammm" diye odaya giriyor: ) Farkındayım henüz 3 yaşında...

-Deli deli şeylere sarıyorum bu sıra kendimi, sanırım yaptıkça yapası geliyor insanın yada ben çok sevdiğimden bana iyi geliyor... Bu sıralar keçe ile haşır neşirim: ) Keçe de çok zevkli imiş, aklımıza ne gelirse yapıyoruz, aslında komşuma iş kapısı açayım derken baktım tüm alet edevat bende olunca işin içine girmiş oldum, ama çok zevkli çok hoşuma gidiyor: ) 

-Bu sıralar aklım fikrim Edinburgh da, parayı bulduğum gibi kendimi sokaklarına atmak istiyorum...Daha önceki seyahatlerimiz gibi olsun istemiyorum bu defa, biraz paralı gitme düşüncesindeyim, zira çok bekledim orası için: ) 

-Aslında çokca yeri görmek istiyorum ben, hakkatten yazarken bile düşündüm de 2 dakikada 40 yer geçti aklımdan, yaşlanmadan göreyim yarabbim: ) Amin: )

Kalın sağlıcakla...

23 Ağustos 2013 Cuma

Oğlum uzayda, kızım kuaförde: )

Sabah yanıma gelen Semih, yarı uyur yarı uyanık başlar söylenmeye; 

"Neden uzaya gidemiyorum, neden orda yaşayamıyorum" : )

Sanki aşağıdaki parktan bahsediyormuş gibi öyle rahat ki, 

"inşallah bir gün gidersin" dedim: ) Uzaya gitmesi de nasip olsun bakalım: )

Ve çok ani bir karar ile sünnet yaptırmaya kalktık oğluma, öyle aniden gelişti ki herşey, her sene aklımı kurcalıyordu, artık olsun dedim/k: )

Bakalım süreç nasıl işleyecek...Ve evet heyecanlıyım: )

Bu süreçte çokça komik diyaloglar da oluyor aramızda, sanırım Defne de artık büyüyor, kendisine ve bana sünnet için kıyafet aldığımızda "anne ikimizde güzeliz di mi?" diye soruşu vardı: ) Ve peşine hemen "anne kuaföre de gitmek lazım, yandan örsün abla saçımı" diye dökülüverdi cümleleri...

Oğlum uzaya gitme peşinde kızım kuaförde süslenme telaşında: )

İşte öyle böyle bakalım nasıl altından kalkacağım bu işin...



10 Temmuz 2013 Çarşamba

Ne desem başlığa bunca aradan sonra??

Nasıl başlayacağım şimdi: )

İlk defa bu kadar ara verdim yazmaya, hep aklımdaydı ama burası... 

Son bir kaç ay benim için oldukça yoğun geçiyor, işler güçler derken hani önceden sızlandığım "zaman yetmiyor" derdi vardı ya işte şimdi tam dibine vurmuş durumdayım. Gerçekten de çok hızlı geçiyor zaman. 2013 yılını bile yarıladık...

Kart işim çok iyi gidiyor allaha şükür, kendime biçilmiş işi buldum sanki: ) İnşallah daha da iyi olacak. İnanılmaz mutlu oluyorum kartları yaparken, tabii aynı modelden 300-400 adet nişan / düğün davetiyesi yapmak biraz sancılı oluyor, yeni yeni modeller denemek daha çok hoşuma gidiyor: ) 
Bir de ben kart yaparken bana sağdan soldan destek olanlar var ki haklarını nasıl öderim bilmem, misal Sibel'im : )

Şimdilik bir ses olsun, bloğa yazmayı özlemişim... 

Fotoğraflar geçen hafta gittiğimiz çiftlikten kalanlar...








10 Haziran 2013 Pazartesi

3 yaşını da bitirdik: )

Cumartesi 3 yaşını da bitirdi kızım. 
Çok asabiyiz, gergin ve dediğim dedik halleri mevcut bünyemizde: (
 İnşallah yaş ilerledikçe törpülenir bu halleri... 
İyi ki bizim kızımızsın ve abinin kardeşisin. 



Seni çok seviyorum canım kızım...

Görsel pinterestten alıntı. Sanırım artık çocukların fotoğrafını eklemeyeceğim



7 Haziran 2013 Cuma

Gündem nasıl insanı yıllar öncesine götürebilir?

Bundan yıllar yıllar önce idi, hatta ilk evlendiğim yıllara rastlar yaşananlar...

Gündemdeki olaylar beni 7 yıl öncesine götürdü. Hatta itiraf ediyorum İstanbul'da olaylar olduğunda ilk aklıma gelen yedi yıl önce yaşadıklarımdı... 



Elbette vardığımız sonuç için tek sebep değildi ama sonucu bağlayan sebep buydu... 
Aynı Türkiye'de şimdi nasılsa;
"sen çapulcusun"
"bizden olmayanlar yanımızda da olmasın" 
"ötekileştirme" 
"mahalle baskısından rahatsız olup diğer taraftan karşındakine mahalle baskısı yapma" 
"özgürlük adına savaşma ama bir yandan da neden benim yanımda değilsin diye karşı tarafı yargılama" 
"sen şusun ben buyum diyerek ağza alınmayacak laflar etme" 
"birbirini suçlama" 
"nasıl benim gibi düşünmezsin yada nasıl böyle düşünürsün"
"görmüyor musun olanları" gibi 
ve hatta
en acısı da 
yıllar sonra pişman olunacak sözleri o anki kızgınlıkla, öfke ile, hararet ile dile dökme, 
sırtını en yakınındakine dönme, 
terk etme, 
terk ettiğinin neler düşündüğünü düşünmeme, 
empati kuramama
ve
herşeye rağmen tüm bunları yaparken kendini haklı kılma, karşı tarafı haksız görme hallerini yaşadım ben en alasından hem de! Sonuç mu, benle beraber 5 kayıp verdim 5 kişide.

Kime göre haklı kime göre haksız! Nerden bakınca öyle, nerden bakınca böyle! 

İşte demem o ki, yıllar önce kaç yılımızı birlikte geçirdiğimiz, yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmeyen, aynı odayı paylaştığım, aynı sırada yıllarca dirsek çürüttüğüm, evinde/evimde kaldığım, yeri geldi bir zeytini bölüştüğüm, yeri geldi son paramız ile kumpir alıp paylaştığımız, yeri geldi en güzel tatil beldesinde tatil yaptığımız, canım dediğim dostlarımla aramızı açandı bu ötekileştirme, yalnız bırakma, benim gibi düşünmüyorsun diye onca yılın hatrını silebilme durumuna gelebildik biz. 
Ama anlamadılar, ama anlatamadım...

Şimdi yazılanları okudukça kahroluyorum, gezi parkındaki üç beş ağaç ile başlayıp buralara kadar gelinen noktada, insnaların birbirini sakinleştirmesi gerekirsen kışkırtması çok garip geliyor, gerek bloglara saldırı, yok ig den yok tweeterdan ben seni sildim, sen beni sildin, küfürler, hakaret içeren laflar, sözler, bizim sitenin içinde tencere tava çalanlarla ilahi dinliyorsun diye kavga edenler daha düne kadar aynı ocakta demlenen çayı yudumluyorlardı...

Demiyorum ki, fikirlerinizi paylaşmayın, susun, oturun, kafanızı kuma gömün, özgürlüğüme en ufak dokunuşta pençelerimi çıkarmaya hazırım, ama karşı tarafı alt edebilirim ama sindirilebilirim. Sonucunu kestiremesemde sesim duyulsun isterim, istedikce konuşurum... Bazen de susarım, susar dinlerim ki anlayabileyim! 
Son günlerde kimse dinlemiyor, sakinlik isteyenler için "sen de mi satıldın" diye soranlar var, blogunda gündem hakkında yazmayanlara "ne kadar duyarsızsın" yaftasını yapıştıranlar, ig de çiçek böcek çekip yayınlıyorsun diye çemkirilenler!...

Yıllar sonra bana dün, beni o zamanlar(7-8 yıl önce) eleştirme gereği bile duymadan terk edip gidenlerden gelen maildeki şu cümle inanın ki çok şey anlatıyor!

"Gerek hayatta insanların yaşadıkları gerekse de ülkeyi yönetenlerin gazına gelip kutuplasma ortamına uydum ve kızgınlıkla ofke ile senı ve kendımden daha farklı dusunen ınsanları anlamama noktasına geldım. Bunun ıcın cok uzgunum."

Yıllar sonra bu sözleri etmemek için sakin olmak lazım. Keşke dememek için. 


Ben şimdilerde Türkiyede'ki olaylarda beni bu kadar etkileyen geçmişte yaşadığım o anları bana bir kere yaşattığı için ayrı kahroluyorum. 
İçim içime sığmıyor, çıkıp bağırmak istiyorum, "sakin olun" diye haykırmak istiyorum, hatta dün bir hışımla kızlardan birine;

"bak bugün insanların birbirine yaptığının aynısını yıllar önce siz bana yapmıştınız!" 

diye mail atabildim. Nasıl yaptım bilmiyorum ama yaptım...

"Haklısın,öyle olmaması gerekliydi" 

cevabı yetti bana. Bunca yıl sonra bile bunu duyabilmiş olmak yetti bana.

Ve ben en çok canım dediğim arkadaşlarım ile( dördü hala bir arada, ben dışarda kalanım), onca yaşadıklarımıza rağmen hani hal hatır soracak hal bile bırakmayışımıza ağlıyorum şimdi!... 

Herşeye rağmen yine de onları çok seviyorum. Hani şöyle sımsıkı sarılsam yıllarca, belki görüşemediğim yılların acısını bir nebze azaltır ama asla doldurmaz...

O yüzden gündemdeki olaylar karşısında sakin oluşumu çok görmeyin bana!

24 Mayıs 2013 Cuma

Çocuklar büyüsün de!...

"Çocuklar büyüdükçe herşey daha zor oluyor"

Bu cümleyi ve buna benzer "çocuklar büyüdükçe" ile başlayan cümleleri sık sık duyardım etraftan. Bazen gülümser, bazen de içimden "hadi canım sizde" derdim. Keşke büyüseler de rahat etsem dediğim de çoktur! 

Taa ki artık "büyüyorlar" sözcüğü çocuklarımda vukuu bulana dek. Henüz 4 ve 3 yaşını yeni bitirdiler, belki de daha "büyüsünler" ile başlayan cümlelerin başındayız. Ama gerçek var ki "büyüyorlar" ve gün geçtikçe eskiye dönüp sanki daha mı rahattık küçükken diyorum!

Yeni bir okul aramalı mı? Artık branş dersi sayılan müzik, yüzme, jimnastik, satranç, drama  gibi dersler 5 yaşındaki oğlum için çok gerekli mi? Kızım için vucudunun esnek olması açısından bu sene bale dersi olan okula mı gitmeli? Yoksa bizim zamanımızdaki gibi ilk okula başlayana kadar pek de birşey beklememeli mi okuldan? Geçen sene sadece oynasınlar, eğlensinler ve mutlu olsunlar diye ve en önemlisi ilk seneleri olduğu için çok da önemsemedim branş derslerini ama bu sene en azından bir kaçı olsun istiyorum. Oğlum kendi kendine satranç taşlarının ne olduğunu kitaplardan bakarak öğrenmeye çalışıyor, karşısında oynayabileceği arkadaşı olsa daha rahat kavrasa daha iyi olmaz mı? Yada hafta sonu ben yüzmeye götüreceğim diye kendimi paralamasam, okulunda yüzme dersi olsa sınıfındaki arkadaşları ile eğlenerek öğrense daha iyi olmaz mı? Yoksa tüm bunlar bu yaşlar için gereksiz mi? Yoksa çok zeki olan oğlum için daha mı özenli, dikkatli olmamız lazım? Toplama çıkarma işlemini kendi kendine öğrenmiş, akşam odasından koşarak "sabotaj ne demek" diye sorabilen oğluma haksızlık mı yapıyorum hiçbirşeyi olmayan okula göndererek?

Bir işin maddi boyutu var ki evlere şenlik. Benim kesin burs bulmam lazım: )
Dün gittiğim başakşehir'in artık kurumsallaşmış okullarından birinde herşey dört dörtlüktü ama çocuklara acaba çok mu yükleniliyor? diye düşünmedim değil. Hani okul müdürü o kadar çok şey saydı ki, bunları 4 yaş ve 5 yaş çocuklar nasıl kaldırabilir? Okulun istediği bin liraya ramak (aslında bini de geçiyor da kardeş inidirimi alıyormuşuz: )) kalmış ücreti 2 ile çarptığımda biraz algılama sorunu yaşadım kendimde: ) Herşey çocuklar içindi değil mi: ) Orası da olayın ayrı boyutu. 

Hatta özel okul mu, devlet okulu mu sorunsalı da baş göstermeye başladı. Gönlüm hep devlet okulundan yana ama en iyisi dediğim okullarda bile derslerin boş geçtiğine dair duyumlar alıyorum: ( İyi öğretmenlerin özel kurumlara transfer oluyor oluşu da çok can sıkıcı: ( 

Velhasıl kelam kafam allak bullak ve "büyüdükçe..." diye başlayan her söz kabulum... Kabullenmişliğin yanında ne yapacağım sorusu da beynimi kemiriyor.




Çok karman çorman yazdım ama düzenleyemedim kelimeleri anlatmak istediklerim ile: (

Görsel pinterestten alıntı

22 Mayıs 2013 Çarşamba

Merak Eden Çocuk...BÜMED


Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği tarafından kurulan BÜMED Merak Eden Çocuk Anaokulu ve İlkokulu, Arnavutköy'den sonra şimdi de Çekmeköy'de ikinci şubesini açıyor. Eğitim dünyasına farklı bir bakış açısı getirmek üzere yola çıkan Merak Eden Çocuk Okulu, 150 yıllık geçmişi olan Boğaziçi Üniversitesi'nden aldığı kültürel ve bilimsel mirası, uzman eğitimcilerinin dinamizmiyle birleştiriyor. Okul merak eden, hayata olumlu bakan, öğrenme sürecinden keyif alan, kendine güvenen, mutlu bireyler yetiştirmeyi hedefliyor. Çekmeköy'deki ilkokulun anasınıfları ve 1. sınıfları için kayıtlar halen devam ediyor.

http://www.merakedencocuk.com/

20 Mayıs 2013 Pazartesi

En güzel çocukluk anılarına

Bugün sipariş veren çiçekcimizin toptancısından haber bekliyoruz, bakalım verdiğimiz numuneleri beğenip sipariş verecek mi? 

Çok heyecanlıyım anlayacağınız: )

Haftasonu yapılan kartlardan biri kızımın okuldan arkadaşının hediye paketine iliştirildi, yine içine "en güzel çocukluk anılarına" notu ile doğum günü kutlandı. Kitap hediyesine kızım, "tokasız hediye olmaz anne" deyince toka eklendi, biraz ölçülerini denk getiremediğim bu pramit kutuya konuldu, 3 yaş sen ne güzelsin: ) Kız kısmı işte, tokasız/inciksiz/boncuksuz olmaz: )




17 Mayıs 2013 Cuma

Rengarenk...

Kağıtlarla uğraşmayı sevdiğimi söylemiştim değil mi? Bilmeyen de kalmadı herhalde : )



Bir önceki yazımda sakinliği, telaşsız hayat istediğini yazan ben, yazdıklarımla kaldım. Anlayacağınız bana pek bulaşmıyor o yavaşlık/dinginlik hali.
Dün akşam da herşey harıl harıl ilerlerken, tabii bu hengame bir koltuğa on karpuz sığdırma çabamdan kaynaklanıyor. Yığıldığımda yattığım yeri bilemedim: )

Bugün oğlumun pikniği vardı, bizden de kuruyemiş istemişlerdi. Aldığım kuruyemişleri yaptığımız kutulara koydum, üstüne de çeşit çeşit sticker yapıştırdık. En büyük destekcim Defne'm di: ) 
Renk renk kutularımız oldu, inşallah çocuklar da mutlu olur görünce: ) Hem de kandil hediyesi niyetine olsun onlara...

Rengarenk hafta sonları olsun hepimize...



14 Mayıs 2013 Salı

Sadece annemin sakinliğini istiyorum!

Annemin evinde hayat çok yavaş akar. O yavaşlığın içinde herşey düzgün ilerler, hiçbirşey ufacık taşa bile takılmaz. 

Telaşsızdır sabahlar, ağırdan alınır kahvaltı çatalları tabaklardan... Harıl harıl hiç yemek yapıldığına şahit olmadım annemin mutfağında ve her gezmeden eve geldiğimizde yemeğimiz olmadığına şahit olmadığım gibi.
Annemin çok narin, çok sakin, en çok da  çok sabırlı oluşundan diye düşünmüşümdür hep. Bizleri okula gönderirken, yemeklerimizi yedirirken bile "hadi"leri olmadı annemin. Babam ona nazaran biraz daha telaşlı, hemen olsunlardadır ama babam bile bana göre sakindir. Çoğu tanıyanın dediğine göre "ağzı var dili yok"lardandır. 
Misal annem canını sıkan birşey olduğunda bağırıp çağırmak yerine "ağlar", gider diğer odaya "ağlar, hıçkıra hıçkıra ağlar". Bir şekilde boşaltır içini.

Bizim evden çıkıp anneme uğradığımız sabahlar, işe geldiğimde yorgun olmuyor bedenim hatta ruhum, öyle ki bazen ruhuma, yüreğime annemin sakinliği yerleşiyor. Daha yavaş dönüyor sanki dünya. Herşey daha yumuşak gözüküyor gözüme. Sanki telefonlar bile daha sakin çalıyor.
Bizim evden sabahları çıkışımız ve akşamları girişimiz hep telaşlıdır, hep bir yerlere yetişme telaşem var, o telaşlı anlarım öylesine nüfus etmiş ki bünyeme, telaşlanmadığım zamanlar boşluğa düşüyorum.
Evimizden sabah kahvaltı yapıp çıkmamız, çocukların okula bırakılışı, benim işe gelişim ve daha oturur oturmaz sandalyeye, o sabah telaşımın bitirdiği bedenim! "daha sabahın dokuzu, nasıl akşam edeceksin" diye haykırıyor. 
Belli ki yaptıklarımdan değil yormuşluğum bu bedeni, sadece telaşım, sadece "ondan sonra bunu yaparım" düşünceleri ile anı yaşamayı kaçırışlarım yoruyordu beni. Halbuki annem, hep o an yaptıkları ile mutlu olur, o an yaptıklarını doyasıya içine çeker, en güzel çiçekmiş gibi koklar, en güzel yemeği yiyormuş gibi tadını çıkarır, bitince de şöyle karşısında bir kahve içer... 
Hatırlıyorum da en güzel gelinlikleri vitrinlerde görür, eve gelir dikerdi. Yavaş işi sevmezdi ama telaşesi de yoktu. O dikiş dikerken hiç bize bağırdığını hatırlamıyorum, hiç "iğne batacak, iplikleri dağıtmayın" diye söylendiğini de hatırlamıyorum! 
Benim makina başına geçmem için illa çocukların uyumasını beklemem lazım! Yada kart yaparken "aman biryerlerine birşey olacak" diye işe kendimi veremem! Hevesim kaçar. Söylene söylene kaldırdığım anlar olur. 

Annem yetiştirdiğinden herhalde çocuklarım da sakin. Bazen benim delirdiğim anlarda yüzüme öyle sakin, öyle masum bakarlar ki kendimden utanırım. Şef te bir o kadar sakin. 
Tek telaşesinden yorulan ve yoran benim evde. Çocukları da kendi telaşıma ortak edişime ses çıkaranlara tepkim "yüzümü kızartır" sıkça. Zamanın yetmeyeceği düşüncesi, nereye ne kadar ne yetiştirme gayretinde oluşum beni yıpratır, yorar, yorar...


Ve ben artık sadece annemin sakinliğini istiyorum! 



10 Mayıs 2013 Cuma

Anneler Günü hediyemi aldım: )

Dün akşam çocukları okuldan aldım, eve gidiyoruz, radyoda anneler günü reklamlarından biri dönüyor. 

Semih konuşmaya başladı;

-"Anne sana anneler günü hediyesi ne alacağıma henüz karar veremedim" cümlesini kurdu: )

Bir an afalladım, baktım aynadan yüzüne uzun uzun... O da durdu bi süre konuşmadı.

Sonra; 

"Belki ananemle sen o gün uyursun, dedem ben ve babam markete gidip kahvaltılık alırız, biz gelene kadar da Defne sofrayı hazırlar / bu arada Defne'ye dönüp soruyor; hazırlayabilirsin di mi Defne? : )/ sonra da biz ananemle seni kaldırırız!"

Tabii ki çok hoşuma gitti, çok da mutlu oldum... O küçücük yüreğine kocaman sevgi sığdırmıştı. Sevgisini nasıl göstereceğinin hesaplarını yapıyordu kendince.

Ve Defne birden bire bağırır; 
"Ama Mehmet ben anneme kitap alacaktım!!!"

Çok güldüm hallerine, çokca da mutlu oldum. Sonra uzun uzun baktım yüzlerine, ne kadar şükretsem azdı. Bazen haketmiyor muyum diye de düşündüm bu kadarını. Neyse düşüncelerimin kalanı bol gözyaşılı, ağlamalı, en duygusalından... 
Ben şimdiden anneler gününüzü kutlayayım: )


Büyüyorlar mı ne?

7 Mayıs 2013 Salı

Yine kart: )

İnsanın yaptığı şeyler ile mutlu olması kadar güzel birşey yok. Eğer ki böyle bir durumunuz varsa ne kadar şükretseniz azdır.

Şirkette çok yoğun günler geçse de, akşam çocukları uyuttuğum gibi kesip yapıştırmaya bakıyorum.
Yine anneler günü için istenen kartlardan örnekler. Kırmızı beyaz görmekten size fenalık gelse de göze en güzel bu iki renk geliyor bana göre. Birbiri ile uyumu muhteşem...

Bu arada instagramdan bahsetmek istiyorum biraz, orayı çok seviyorum, genelde hatta çoğunlukla güzel ne varsa orada. O yüzden çok seviyorum orayı. Saatlerce fotoğraflara bakıyorum, gözüm şenleniyor, günüm güzel geçiyor o güzelim fotoğrafları gördükçe.
Bir de fotoğraf çekmeyi becerebilsem: (





 





2 Mayıs 2013 Perşembe

Yeni kartlar, yeni siparişler, yeni umutlar Ve Mayıs!

Bugünü pazartesi olarak yaşayanlardanım, Mayıs ayını içine içine çekenlerdenim. Eylül gibi seviyorum Mayıs'ı da. 

Geçenlerde aldığım kart siparişlerinden 200 tane yapmış olmam, seri üretime geçmiş olmamın resmidir. Seri üretim kısmı biraz beni tedirgin etse de çok zor geçti yapım süreci. Zorluğu sadece zaman yokluğu idi. 
Siparişin devamını almış olmam beni daha da motive etti: )  Kırmızı beyaz olsa da yeni kartlar, devamı gelecek renk renk desen desen! 

Ölçülerdeki uygunsuzluk mu? Bunların aceleden hazırlanmış numune olmasından kaynaklanıyor: (









29 Nisan 2013 Pazartesi

Lastik patladı: (

Lastik patladı...

Hem de tem de 90/100 km hız ile orta şeritte giderken, yanımdan geçen bir araçtan bayanın kafasını uzatıp beni uyarması ile farkına vardım. Tabii ki çok korktum. İyi ki yalnız değildim, annem yanımda idi, iyi ki çocuklar yanımda yoktu. 
Bana göre soğuk kanlıydım, anneme göre rengim atmış: ( Dışardan görünüşüm öyleymiş demek: )

Dörtlüleri yakıp kenara çektim, biraz trafik altüst oldu ama olacak o kadar... Sağolsun bir adam durdu, stepnen var mı diye sordu, bir ara şaşkınlıkla "o ne ki" diyecektim ki aklıma geldi... Adam değiştirdi filan, bir yandan korkuyorum adamdan bir yandan da minnet duyuyorum... Annem yanımda olmasa hayatta adamla konuşamazdım. Sonra kardeşimi aradım. "iyi ki kardeşim var" canım benim, hemen yetişti, lastikçiye götürme işlerini halletti.

Çok korktum... Allah büyük kazalardan korusun hepimizi.



Fotoğraf mı? Cumartesi günü Maslak kasrından bir kare. Sessiz sakin, çok rahat bir yer. Çocuklu aileler için de çok rahat edilebilen yer.
Çocuklar nerdeyse doydu yeşilliğe, bahara, yaza... Sibel iyi ki tanıdım seni ve bembeyaz pamuk Tibeti.

24 Nisan 2013 Çarşamba

Şıkırdadı parmaklar ve gülümsetti işler...

Bugün pazartesi sendromu yaşayanlardan olmak isterdim lakin dün çalıştık. Neden olsa işleyen demir ışıldar: )







Birkaç gün önce burdaki yazımda benimle hafiften kafa bulan ve  "şıkırdasa artık parmakların" diye söylenen Şef'in, bunları ve yaptığım bir kaç numuneyi gördükten sonraki sözleri, "evet evet sen bu işlerle uğraş" demesi idi: )









































Şimdilerdedeki tek uğraşım olmasa da iş dışındaki ana uğraşım kart yapımı. Doğum günü, baby shower, anneler günü, babalar günü, sevgililer günü gibi özel günlere, kişilere özel kartlar yapıyorum. En çok da çocuklara doğum günü kartları hazırlamayı seviyorum: )
Fotoğrafladıkça paylaşacağım burda. 


Bunları bir çiçekçiye sipariş olarak yaptım. Yani ilk siparişlerim denebilir.

Velhasıl çok mutluyum bunlarla uğraştığım için. 

22 Nisan 2013 Pazartesi

Kırmızı başlıklı kız ile korsan!...

Herşey cuma günü çocukları okuldan aldığımda çantalarındaki not kağıdını okumamla başladı. 22 Nisan Pazartesi kostüm partisi yapacaklarını yazmışlar.

Şu internet denen asrın nimetinde çok dolandım. En kolay ve en çabuk hangi kostüm dikilirdi: ) Tek arayış noktam buydu: )
Oğlumun korsan şapkası vardı, hemen en basitinden korsan modeli ayarladım. Kızıma da dikmesi kolayından kırmızı başlık kızın pelerininden diktim. Öyle bir pelerini var mı kırmızı başlıklı kızın bilmem ama Defne'me çok yakıştığını biliyorum: ) 




Dün pazardan da eline ve boyuna çok uygun olmasa da bir sepet bulup sabah sodalı poğaçalarla doldurdum. Oğlum içinde minik bir pasta yaptım ki o da hazinesi olsun dedim: )

Çok ama çok heyecanlılardı. Sabah sabah giyinip düştük yollara. Çok gözüyle bakabilmek, sevinebilmek çok  güzelmiş.

Yarın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk bayramı, Semih'in deyimi ile uluslararası çocukların bayramı. Hepimize şimdiden kutlu olsun...


15 Nisan 2013 Pazartesi

Çok güzel bir sergi...

Baştan yazayım bol bol en bolundan fotoğraf içeriyor bu yayın: )

Dün çocuklarımın okulundaki sergilerine gittim, yıl içinde yaptıklarını sergilemiş öğretmenleri. Hepsine bayıldım, çocuklarla biraz vakit geçirirsen, biraz üstlerine eğilip ilgilenirsen yapamayacakları şey yok sanırım. 

3 yaş sınıfında kızım, 4 yaş sınıfında oğlum var. 

Hadi başlayalım: ) İnanın ki ayırdığım fotoğraflar öyle çoktu ki, seçe seçe anca bu kadara indirebildim sayıyı...

3 yaş  sınıfı sergisi...

           Yaptıkları pastanın önünde kardeş pozu.
 Çiçek Defne'nin eseri: )


 Bu yumurtaları Defne boyamış, evdeki yumurta boyalamalarımız iyi alıştırma olmış kızıma: )




Hepsi trene binmiş gidiyor...



 4.yaş sınıfı sergisi...


 Semih cd den kalemlik yaparken ortaya serilen süsleme malzemelerinden deniz kabuklarını seçmiş ve "öğretmenim yıldızı öne koyalım da görünsün" demiş:)

 Bu arı peteğine bayıldım...

 Oğlumun sevdalısı olduğu dinazorlar burda da çıktı karşımıza, Kendi çizimi ve boyaması olan dinozor çalışması. Bence gayet başarılı olmuş: )

 Saati yapan çocuğun fikrini çok beğendim.

 Ve diğer hasta olduğumuz konulardan uzay, yıldızlar, astranotlar. Ve tabii ki kuru boya çalışmasından Semih bu uzay mekiğini seçmiş boyamış. Tüm renkler kendi seçimi, sınırların kenarına taşırmadan boyamasını başarılı buluyorum.

 Yine bir kız öğrencinin mum çalışması ile yaptığı bu şemsiyeli kızı çok beğendim.
 Kalemliğimizin yakından hali: )
 Tırtılsız olmaz tabii ki...
Bu da yine bir kız öğrencinin cd ile yaptığı çiçek. Çiçek yapraklarının kesimleri ne kadar muntazam. Diğer çalışmaları da çok güzel Pelin kızın.

 5.yaş sergisi.

 Tuvalet kağıdı rulosundan yapmışlar...



Hatırlıyorum da bu bakliyatlardan ilkokulda ben de yapmıştım: )








Ve benim favorim bu oldu. Mutluluğun resmini çizmiş daha ne olsun!!!


  
6 yaş sergisi 

Ve artık aşmış bu sınıfın öğrencileri. Bunlar ilk okulda ne yapacak bilmiyorum? Ama hepsini öpmek ve tebrik etmek istedim dolaştıkça.


 Bunlara bayıldım: ) Çok başarılı.




 Yarısını kızlar, yarısını erkekler yapmış: )


Dev bir okyanus yapmışlar, her çeşit deniz canlısı yaşıyor içinde.





 Boyamaların muntazamlığına şaştım kaldım..


 Bu da yapan kızın kendi fikriymiş: )

Kuru boya ile yapmışlar ve ne kadar düzgün boyamışlar. Renkler, hayal gücleri uçlarda...

 Ve herkese mutlu haftalar olsun...