Sayfalar

26 Aralık 2012 Çarşamba

Yılı erkenden kapatsak mı?

Bu da böyle olsun. Eski fotoğraflı yine: (

Fotoğraf makinam yokya, yazasımda yok.
Yaptıklarını cep telefonun ile çek diyen onca hayranıma sesleneyim bir kez daha: ) Benim cep telefonum bir tek konuşmaya arada da mesaj yazmaya yarıyor o kadar. Öyle müzik dinleme, internete girme, fotoğraf çekme gibi atraksiyonlu işleri bilmez. Zaten gerek de yok bilmesine.

Ne yalan söyleyeyim makinam ile aramda böyle derin bağ oluştuğunu hiç bilmiyordum. Bir eve gelsin sanırım Şef'ten önce ona sarılcam: )  Şaka bir yana evin adamı olmayınca zor oluyor. Sözde yarın akşam evde olacaktı ama olmadı ertelendi. Cumartesi hasretlik bitecek sanırım, yani inşallah. Zira 2 çocuk ile hem anne hem baba rolünü uygulamalı olarak üstlenmek çok zormuş. İşten eve gittiğimde daha oturamadan çekiştirmeye başlıyorlar sağlı sollu: )

Neyse çok mızmızlandım. Yılın son günleri, güzel güzel bir şeyler karalamak lazım ki, yıl güzel bitsin, yenisi de güzelinden başlasın.

Eskiyecek yılın muhasebesini yapmayacağım, çok şükür sağlığımız yerindeydi yetti bize.
Yeni yıldan da öyle aman aman taleplerim yok, son günlerde çokca ön plana çıkmış bebek olmayan göbeğimden kurtarsın beni yeter. Çocuklardan fırsat bulursam dileğim bir spor merkezine gitmek yada site içersinde sabah erkenden yürümeye başlamak. Bol sporlu yıl olsun diyeyim yada göbeksiz: )

Bir de gezmek istediğimiz yerler nasip olsun bizlere ve isteyen herkese. Öyle çok ki görmek istediğim yerler. Defterimde sayfalar olmuş.
Gittiklerimin üstünü çizsem de gitmediklerimle bakınıyoruz öyle. Mesela şöyle bir Edinburgh Kalesi’nden başlayan bir İskoçya seyehati nasip olsa, Walter Scott’un anısına tasarlanmış Scott Monument kulesindeki görkemin altında küçülsek, oraya kadar gitmişken Leith'e uğramadan dönmesek, Edinburgh Zoo 'da çocuklarla penguen geçit törenini izlesek falan filan diye gider: )

Herkes nasıl mutlu olacaksa öyle bir yıl olsun: )



17 Aralık 2012 Pazartesi

Fotoğraflanamayanlar...

İnsanın fotoğraf makinası olmayınca çok zor oluyormuş gerçekten. Ki ben hiç anlamam fotoğraf çekmekten. Işığını, kadrajını  ayarlamaktan filan. Ama yine de insan çekmek istediği anda yanında yoksa bir tuhaf oluyor. Meğerse ben alışmışım makinamıza. Ellerimden kayıp gidince anlamışım değerini de! Hele bir gelsin, evde orda burda sürünmesine de izin vermicem, hele bir dönsün vatanına yurduna, yamacımdan ayırmayacağım: )

Aslında niyetim 2012 en'lerini yazmaktı ama bunun için önce biraz düşünmem lazımmış. Öyle paldır güldür olmuyormuş anladım, artık bir sonraki konu da bu olsun blog için... Hani bir önceki yazımda dedim ya dilek ve şükür defteri diye! Şimdi yazacağım mesela dileğimi, aklımdan geçirirken bile gülüyorum ben kim nasıl kabul etsin bu dileğimi diye yazmaktan vazcayıyorum: ) Ki Allah korusun birinin eline de geçerse kim bilir ne dalga konusu olurum diyerekten erteliyorum yazmayı, o zaman da diyorum ki ne anlamı kaldı dilek ve şükür defterinin???
Neyse bir yazıp iki silmeli olur benimkisi de en güzelinden: )

Hafta sonu Kaset cafe'nin yeni açılan ikinci yerinde idim. Beşiktaş barbaros bulvarında, çok güzel çok nezih bir mekan. Birincisine göre bence daha nezih daha elit duruyor. Hem kocasız hem de çocuksuz, sanki üniv.yıllarımdaymışım gibi iki üç saat geçirdim. Cumartesi akşamı da film müzikleri gecesi varmış. Öyle güzel filmlerin müziklerini çaldılar ki, insan içine çıkmayı özlemişim dedim: ) En sondaki masayı özellikle seçtim, ordaki kalabalıktan sıyırdım kendimi, bir başka alemdeydim sanki. Özlem'in hediyesi Kış günlüğünü okudum, bira, çerez ve o güzelim müzikler eşliğinde. Evet tektim: ) Ve ben o anı fotoğraflayamadım: (
Sonrasında iki güzel kız eşlikçim oldu ama onlar gelene kadar ben tadına varmıştım herşeyin...

Şimdi eskilerden bir kaç kare ekleyeyim: )






14 Aralık 2012 Cuma

Böyle karmakarışık...

Son günlerde göçebeyiz.

Kamp kurduğumuz annemin evinde hasta iki çocuk ve akşamları hazır ev yemeğine konan bir ben eşliğinde yılın son günlerini tüketiyoruz. Bu durumdan en çok kardeşim rahatsız, arada bağrınıyor "al çocuklarını git evine" gibilerinden ama pek oralı olduğum söylenemez. Bu arada tv deki her akşamın dizilerini birer ikişer takip eder oldum son bir haftadır. Aman Kuzey Güney kaçmasın, aman Seksenler başlamadan yemek bitsin: ) Biz evde tv dizilerine göre yaşamadığımız için garip gelse de durum ortama ayak uyduruyoruz...

Bu kışın hastalığına bir yakalandık kurtulamıyoruz da, daha kış yeni başladı. Çocukları annem iyi ediyor, okula gidiyorlar hooppp ertesi gün salya sümük dolanıyorlar. Annem de "göndermiyorum bu kış çocukları" der durur son günlerde. İki çocuk ile pek rahat sanırım evde. Bana kalsa sal çocukları okula. Bazen delleniyorum çünkü evde. Ne dur biliyorlar ne sus. Birbirlerini kışkırtmakta da üstlerine yok. Olmaz dediğim şeylerde birbirlerine bakıyorlar uzun uzun, bakalım kim önce olmazı olur yapacak diye??? Genel de Defne bozuyor, Semih devam ettiriyor: )

Bizim çok bilmiş Semih her geçen gün boyundan büyük lafları ile bizi şaşırtmaya devam ediyor. Son günlerde "neden kitap okuyamıyorum, neden sen okuyorsun da biz dinliyoruz" gibilerinden laflar duymaya başladık.
Dün de ananesine çorbasından ikram etmiş. Ananesi de "sen iç ben içmeyeceğim" deyince "yoksa gribim sana geçer diye mi içmiyorsun anane" diye soruvermiş: )

Son günlerde gördüklerimden İstanbul Tasarım Bienalinde Musibet sergisine kıyısından ucunda yetişerek gittim. Fotoğraf makinamı Şef'e kaptırmış olmamın hüznü ve ağırlığı ile bakındım durdum sadece. Tabii ki çok etkilendim "vayy bee" dediklerim oldu. Ama anlatmam, kelimelere dökmem imkansız. En güzelinden Semi blogunda "Nasıl birşey o" başlığı ile anlatmış, fotoğraflamış. Gidemeyenler baksın derim.

Ve koca bir yılı bitiyoruz işte. O değil de yaşlanıyorum ve yapamadıklarım peşimden nanik yapıyor bana. Yine de önümüzdeki yeni yıllar için şükür ve dilek defteri yaptım kendime. Daha önceleri de yazardım ama herşeyi not aldığım karalama defterine çiziktirirdim aklıma geldikçe. Bu defa özelinden olsun istedim ve kimsenin eline geçmesin: )

2012 yılı bitmeden, yılın son dileği olsun bu fotoğraf: )





10 Aralık 2012 Pazartesi

Eminönü ve Kadıköy çıkartması benden: )

İstanbul'un anadolu tarafını pek bilmem. Gittikçe gezdikçe güzelmiş diyorum şimdilerde: ) Herkes yazmış ama bir de ben yazayım istedim.

Perşembe günü doktor kontrolüm sonrasında arkadaşlarla buluştuk ve eminönünün altını üstüne getirdik. Teyzemin gelini ve teyzemin kızı birkaç haftaya doğum yapacaklar, aklımda onlara yapacağım hediyeler vardı eksik olan sadece malzemeleri idi, onlar da alındı: ) Şimdi yapması ve kargosu kaldı: )


Fotoğraf yine Natali'nin bloğundan: )

Cuma günü de onlarla olmaktan mutluluk duyduğum blogcular vardı: )
Lale Abla( Lalenin Bahçesi), Natali (Baykuş Gözüyle), Hayata dair (Gülşah), Özlem (Macera Kitabım) Rezzan Abla, Didem( Didemin Güncesi), Zeynep( Düşlerin Rengi) ile Kadıköy'de Seyhan Cafe'de buluştuk.  Ben daha eminönüne varmadan içimden; "bir benim bu havada vapura binecek herhalde diye" geçiriken, vapurun dolu olmasını görünce "beni yalnız bırakmayan eminönü-kadıköy vapuru yolcularına teşekkür ettim": )  Vapurdan iner inmez iskele karşısına bakınmaya başladım ve Seyhan cafeye ulaştım...
Rezzan ablanın getirdiği aşureden yedik, çaylarımızı içtik. Lale ablanın poşetine daldırdığımızda elimize gelen çoraplarla mutlu olduk: ) Natalinin defterleri ve ayraçları ile sevindik.
Daha önceleri lahmacunda meşhur olduğunu duyduğum Borsam'da lahmacun yemeğe gittiğimizde her ne kadar lahmacunu güzel olsa da soğuk çorbası ile bendeki tüm namını yitirdi Borsam.
Kahve içmek için gittiğimiz Fazıl Bey'in cafesini beğendim. Daracıktı ama genişti mekan. Şef geldiğinde ona orda kahve borcum olsun: )

Sizlere hayatıma kattığınız güzellikler için teşekkür ederim: )


Ve cumartesi günü skype den babası ile konuşan Semih tüm hafta sonuma şu sözü ile damgasını vurdu!

"Baba Mısır ne tarafta? Haritada aşağıda mı yukarıda mı?"

3 Aralık 2012 Pazartesi

Yumurtalar ve benim karar ayarlarım!

Kendimden hiç umudum yok. Öyle garip hallerdeyim.

Pazar sabahından başlayıp, sanki akşamına ölecekmişim gibi temizlik yapmamın hikmeti nedir bilmem ama üstümdeki garip hallerin üstüne bir de tüm vücudumun ağrıması hiç çekilmiyor. 
Hani akşamına yattığım yeri bilemedim. Herşeyin kararı iyidir derler. Arada benim karar ayarlarım gidiyor. Sanki kendimden alıyorum sebepsiz hırsımı, öfkemi!..

Neyse bunlar da bizim hafta sonu eğlencemiz. Semih, Defne ve ben bu işi çok sevdik. Lakin kalem fazla ince uçlu idi. Bu kalemi tutmadık. Özellikle çocuklar hem yumurtayı hem de kalemi tutup düzgün çizemediler. Yamuk yumuk oldu çizimleri: )
Peki hangi kalem daha iyi olur bileniniz var mı? Çünkü başka kalemlerle çocukların kreşi için yumurta boyamak istiyorum.