Sayfalar

26 Kasım 2012 Pazartesi

Kes yapıştır tren...

Semih trenlere çok meraklı. Oldum olası tren peşinde dolanmıştır. En çok duman çıkaran tren ister, baktı bulamıyor, göremiyor etrafında elektriklisine de razı olur: ) Yeter ki rayları olsun...

Bu kes yapıştır trenin şablonunu Pınar'ın blogunda görmüştüm. Hemen çıktılarını aldım. Bir Defne bir de Semih için ayrı ayrı çıktı aldım.
Defne çok zorlandı, hatta yapmak istemedi, özellikle Semih trenin tekerleklerini keserken Defne çok içerledi. "Ben yapamıyorum" dedi, makası bıraktı elinden filan. Sanırım Defne'nin yaşına göre değildi bu etkinliğimiz.

Semih tren sevdasının vermiş olduğu tam gaz ile kesti, yapıştırdı, boyadı. Babasından da trenine isimlerini yazmasını istedi: ) Pencereye de çöp adamlardan bizleri çizdi: )
Okuluna götürdü, panoya asmışlar, bir sevindirik dolanıyor ki etrafta o biçim: )

Tren şablonunun çıktısını almak için ; http://cuckooforchoochoos.wikispaces.com/Shape+Train+Construction adresine başvurun: )

21 Kasım 2012 Çarşamba

Erkenden öğretmenler günü hediyeleri!...

Aklıma birşey düşmeye görsün. Onu yapmadan mümkün değil günler geçmiyor, kendimi birşeylere veremiyorum. Aklımda fikrimde o şey dolanıp duruyorum.

Bu defa da öğretmenler günü için aklıma nasıl bir paket yapacağım düştü. Sanki paketlerin içine ne koyacağımı düşündüm, aldım da paketi kaldı: )
İnternet denen asrın nimetinde girmediğim sayfa kalmadı, hediye paketleri ile ilgili.
Zaten oldum olası hediyelerin mağaza paketleri ile verilmesinden haz etmem, azıcık el emeği değsin isterim. Ama güzel ama değil, yeter ki emek verilsin. Hele ki ünlü mağazaların reklamları ile yapılan hediye paketlerine ayrı hasta olurum. Hediyenin bile el yapımı makbuldur: )



Neyse efendim, ben de çocuklarımın hayatlarındaki ilk öğretmenleri için birşeyler yapayım dedim. Çokca gezdim, fotoğraflara bakındım, bazen kopya çektim, bazen fikirler ürettim, bazen kendileri yapsamı diye düşündüm. Hatta zamanım olsaydı çocuklara istedikleri resimleri pastel boyalar ile yapmalarını isteyecektim paketlerin üstüne.

Derken akşam bunlar çıkıverdi ortaya. Belki uğraşacaklara fikir olur: ) Küçük mandallar ile de öğretmenler günü kutlu olsun mesajları yazılı notları iliştirdim.
Bugün kızımın öğretmen görüşmesi var, fırsat bu fırsat deyip erkenden veririm... Umarım beğenirler: )

20 Kasım 2012 Salı

Gün/aydın!

Nasıl bakarsan öyle görürsün ya, işte öyle güzel görerek başlamak istedim güne, her güne niyetlenerek öyle bakmaya.

Yoksa niceleri var ki nasıl bakarsan bak görmek istemezsin içindekini.
Ne kadar uzak durursan o kadar kardır kendin için.

Hadi gün aydın olsun!...

16 Kasım 2012 Cuma

Haftasonuna giriş böyle olsun...


Yeni biçilmiş çimenin kokusunu severim, aynı kahvenin kokusunu sevdiğim gibi.
Eylülü severim aynı Kasımı sevdiğim gibi.
Hediye vermeyi severim aynı hediye almayı sevdiğim gibi.
Kurabiye yapmayı severim aynı çay içmeyi sevdiğim gibi.
Çeşit çeşit, renk renk defterleri severim aynı içini karalamayı sevdiğim gibi.
Kumaşlara dokunmayı severim aynı onları dikmeyi sevdiğim gibi.
Değişik ülkeleri gezmeyi severim aynı gezerken hayal kurmayı sevdiğim gibi.
Kuzeyi severim aynı güneyi sevdiğim gibi.
Atlı karıncayı çok severim aynı dönme dolabı sevdiğim gibi.
Gri gökyüzünü severim aynı lacivert denizi sevdiğim gibi.
Karlı havaları severim aynı bulutların arasından süzülerek göz kırpan güneşi sevdiğim gibi.
Oğlumu çok severim aynı kızımı sevdiğim gibi.

15 Kasım 2012 Perşembe

Akıllı oğlum, çiçek kızım: )

Son günlerde maaile hastayız. Mevsim geçişlerinden mi yoksa vucudumuzun savunma sisteminin çöküşünden mi bilmiyorum ama hastayız.

Nezle miyim, grip miyim henüz bilmiyorum, zaten ikisinin farkını  da çözemeyenlerdenim. Ondan ne desem bilemedim.
Çocukları da bugün okula göndermedik. Burunları akıyor, Semih öksürüyor. Doktoru okula başladıklarından dolayı sık sık rahatsızlanmaları doğal dedi. Öyle doğal karşılıyorlar artık hastalık durumlarını. Ki benim çocuklarım iki üç yaşlarına kadar bir kere bilemedin iki kere anca grip nezle olmuşlardır. Okula başlayalı iki ay oldu, ikinci oldu bu da. Hayırlısı diyoruz, bakalım nasıl kışı atlatacağız.

Son günlerdeki halsizliğimden dolayı da çocuklarla hiç oyun, boyama, etkinlik yapamıyoruz, ona da çok üzülüyorum. Anneme geçici süreliğine taşınma kararı aldık, orda en azından yatıp dinlenebiliyorum. Evimde iken evimi  toparlayamıyorum, ona da kafayı takıyorum. "Bırak dağınık kalsın'cılardan" olamıyorum: (





Bu fotoğrafta; çocukların okullarında kendi dolaplarına, çantalarına, ayakkabı dolaplarına ait bir simge seçmeleri istedndiğinde oğlumun "kalemi", kızımın da "çiçeği" seçmesinin resmi: )





Oğluma sordum neden kalem seçtin diye.
-"anne okula yazı yazmak, kitap okumak için gidiyorum, araba-çiçek-böcek seçecek değildim ya" dedi: )

Kızıma sordum neden çiçek seçtin diye.
-"ama ben de çiçeğim" dedi: )

Akıllı oğlum, çiçek kızım var, hastalıkmış, ev dağınıkmış varsın olsun, rabbim bana şükredecek neler neler sunmuş...

12 Kasım 2012 Pazartesi

Az gecikmiş yazılardan...

Aslında bu yazı cumanın yazısı idi amma bugüne nasip oldu. Gerek yoğunluktan gerekse yazılanları toparlayamamaktan yazılamadı, haftaya güzel başlangıç olsun: )

Perşembe günü izinliydim. Lalenin bahçesinden Lale abla, Baykuş gözüyleden Natali, Macera kitabımdan Özlem ve Özlem'in arkadaşı Rezzan hanım ile pek keyifli bir gün geçirdim. İyi ki tanıdım sizleri, nice buluşmalara diyorum: )

Alkım kitabevinden buluşma, Balkan lokantasında onca sıraya rağmen yenen lezzetli yemekler, Kaset cafede içilen likörlü kahveler bahane hoş sohbet muhabbet şahaneydi dercesine geçirilen gün...

Günün fotoğrafları Baykuş gözüyle blogundan alıntı...

Ve kızımın sınıfı için yaptığım uğur böcekleri. Farkındayım herşeyi Şevval'in sınıfı için yapıyorum ama Semih'in sınıfı 17 kişi. O sınıf seri üretime giriyor, onu da şimdilik gözüm almıyor. Neyse yine internet denen asrın nimetinde dolanırken gözüme takıldı bu uğur böcekleri. Kızımın sınıfının adı da uğur böcekleri. Hadi yapayım dedim. Bir arkadaşının da doğum günü idi, tatlı bir süpriz oldu: ) Lakin bunların üzerine yerleştirdiğim çörek otlarını önce domateslerin kabuklarından dolayı batıramadım.
Akşamı pes ettim yattım, yapmamaya karar vermiştim ama aklımdan da çıkmıyordu. Yapan nasıl yaptı? İşte tüm mesele bu, hani yapılmışsa vardır bir yolu.
Düşüne düşüne bi hal oldum: ) Şefe söylesem, düşünecek bunu mu buldun der bi ton dalgasını geçerdi benlen: )
Sonra aklıma kürdan ile önce delik açmak, açtığım deliklere de çörek otları yerleştirmek geldi ve sabah kalkar kalkmaz denedim. Ve oldu.
Kurabiye kalıpları ile tost ekmeğinden çiçek kalıbı çıkardım, üstüne krem peynir sürdüm ve üstüne başını zeytinden yaptığım domatesleri yerleştirdim.
Hatta güzel oldu, hatta okuldaki öğretmenleri ve öğrenciler bayıldı: )
Bence tek eksiği, tepsinin içine serseydim güzel olacağını düşündüğüm pasta altı desenli kağıtları idi, o da sabah telaşından aklıma gelmedi: (

Hadi herkese güzel haftalar olsun diyelim.

7 Kasım 2012 Çarşamba

Kısa Kısa bizden...

Hafta sonu arkadaş ile çocukları aldık gezelim diye düştük yollara. İki çocuk ben de iki çocuk onda. İki çocuk ile sanırım Şef olmadan ilk çıkışımdı ve son oldu. Ne zormuş ikisini birden zaptetmek. Allahtan Defne arada arabasında durdu da, Semih ile uğraştım tek. Bir arada meşrubat almaya gittiğimde Semih'i gözümden kaçırdım. Beynim durdu sanki o an. Yüreğim ağzımda, sağa sola bakınmalar. Allah kimsenin başına getirmesin o anları. Bulduğumda bayağı kızınca, "ama ben geri geliyordum, kızma lütfen" deyince daha bir kötü oldum. Semih'e de hak veriyorum, çocuk sonuçta her bi tarafta ilgisini çekecek şeyler oluyor. Mesela buz pateni gibi.
Neyse çocukların telaşından dolayı pek de zevk almadan dolandığım ve bir o kadar da yorulduğum geziden hep birlikte eve döndük.


"Hadi maklube yapalım" dedim. Arkadaşım "gözün alıyor mu?" diye sordu. Arkadaşın eşi çok güzel yapıyor ve hep ellerinden çıkmış hazıra konan bizler pek severek yiyoruz.
"Neden almasın, hadi yapalım, hazır da kavurma var evde" muhabbeti eşliğinde biz kızartmaları yaparken eşi geldi.
Bu arada kızartmalara/salataya varana kadar arkadaşım  ve eşi yaptı her zamanki gibi: ) Ben de dalga konusu oldum: )

Ev sahibinin elinde fotoğraf makinası, misafirler yemek telaşesinde diye: )


******************************************************************

Semih ve Defne ile akşamları vakit geçirdiğimiz bir oyun daha.  Kağıtlara 1 den 10 a kadar sayıları yazıyorum. Bir tabağa da artık o an sayılabilecek ne varsa evde ondan biraz koyuyorum ve hangi sayıyı secersem, çocuklar sayarak üstüne koyuyorlar elindekileri. En son kahvaltıda yedikleri çikolatalı gevreklerden koydum. Çokça yemeli, azca oynamalı vakit geçirdik: ) Özellikle Defne her sayının üstündekine sulandı. Semih onlar oyundan sonra yenecek dese de hiç takmadı abisini.

******************************************************************************

Yine çocuklarla sağını solunu pekiştirmeli oyunlar oynuyoruz. Sağ elini göster, sol kulağını göster gibilerinden. Zaten her sabah okula ve akşam eve ticari taksi ile gittiklerinden, şöföre yol tarifini çocuklara bıraktığımızdan bayağı yer yön yetileri gelişti. Akşam Semih ile yine bu oyunu oynarken birden aklıma "sağ burnunu göster" demek geldi. Önce durdu ve bana "burnun sağı solu olur mu hiç?" dedi? Sanırım dalga geçtiğimi düşündü ve biraz içerledi. Bir daha böyle denemeler yapmamam lazım fakat amacım sadece dikkatini ve oyuna hakimiyetini ölçmekti.

5 Kasım 2012 Pazartesi

Çocuklara şekerden kelebekler...

Eğer ki benim gibi bir yaş ara ile 2 çocuğunuz var ise, çocuklarla ilgili herbişeyi internet nimetinden yararlanarak bulabilirsiniz. Tabii ki bir de hevesiniz varsa böyle ıvır zıvır gözüken ama çocukların hoşuna gidecek işlerde.

Daha önce bunu pinterest'de görmüştüm. Çıktısını aldım...















Kızımın sınıfı da 6 kişi olunca onlara yapsam nasıl olur diye düşündüm. Oğlumun sınıfı 17 kişi. Hiç gözüm kesmedi seri üretimi: (
Öğretmenleri ile konuştum ki; işlerine karışıyormuş gibi olmayalım sonradan. Sonuçta tepkilerini bilmiyordum ki sandığımdan iyi tepki aldım: ) Güleryüz tatlı dille karşılandık ve hafta sonu yapmaya başladık çocuklar ile... Bu arada aldığımız yer soframızın üstünü de görmemezlikten gelmeyin. Sanatın her türlüsü icra edildi üstünde: )


Ortaya böyle güzel şekerli kebekler çıktı, onları keselere koyduk ve bu sabah okulun yolunu tuttular bizimle: )


Ve bunlar da benim çocuk işçilerim, çok emekleri var kebekler üzerinde, özellikle şekerlerini yerken hiç yorulmadılar: )

Herkese renkli haftalar olsun diyerekten yazıya son verelim.

1 Kasım 2012 Perşembe

Kasım mı?

Kasım çok kasvetli ay sanki. Anlamı ile sanki hiç özdeşleşmiyor.

Bu kasvetli havada "aşk başka" diye filmler çekiliyor, şarkılar yazılıp söleniyor "yine aylardan kasım" diyerekten...

Sanki gelecek soğuklara kapı açtığından seviyorum bu ayı.


Sonra gökyüzü grileşiyor, o grileşme anını ömür boyu izleyebilirim sanırım. Deniz mavilikten çıkıyor, laciverte dönüyor. Sonra ben o lacivert denize bakıp hayaller kuruyorum en olmazlarından...
Sonra gri gökyüzünden yağmurlar başlıyor dökülmeye lacivert denize... O sesi de dinleyebilirim saçlarımın ıslaklığından hiç şikayet etmeden. Hiç hayıflanmam burnum üşüdü diye.
Yeter ki o sesi duyabileyim, o gökyüzünü görebileyim, o denize elimi uzatabileyim. O yağmurda yanaklarım ıslansın. Sabahın ilk saatlerinde çimlere düşen çiğ taneleri gibi olsun yanaklarımda damlalar.

Ben dalıp giderken yine en olmazından hayallere, uzun uzun bakabildiğim için yeniden bir kere daha şükredeyim hallerime.