Sayfalar

30 Ekim 2012 Salı

Biz böyle kutladık...

Burada;



 Onca kalabalık içinde; 

 













Işıklar altında;



Havai fişek gösterileri eşliğinde;












Nice 29 Ekimlere...

Her görülen bayrakta "anne bak Türk bayrağı" diyerek: ) 
Her Atatürk fotoğrafında "anne bak başkan" diyerek: )
Her Dolmabahçe fotoğrafında "anne bak kralların sarayı" diyerek: )

23 Ekim 2012 Salı

Miniatürk çıkartması ve bayram gele hoş gele...

Semih gariptir: ) Çok seçer, herşeyi seçer, herşeyin kendince en iyisini seçer. Daha 3,5 yaşında ama seçmesini biliyor.

Hafta sonu çikolata kaplı yemişlerden aldık. Kimi üzüm, kimi fındık, kimi ceviz kaplı. Biz /ben, kızım, Şef/, elimize hangisi gelirse onu yedik. Ama Semih illa yuvarlak olanlarını istedi, seçti, onları yedi. İlla fındıklı istedi, oncasının içinden. Diğerleri eline gelse bile bıraktı yemedi!...

Oynayacağı oyunları da seçer, istemediklerini oynamaz, yavaşca sıyrılır ortamdan, anlamazsın bile hangi ara nereye gitmiş, ne yapıyor. Kendi kendine oyun kurar ve replikleri hazırlar, sonra da sana "burda bunu diyeceksin" der. Seni o oyunun içine dahil eder. Kendini onunla oynarken bulursun...Yanlış yapma şansın yok, anında düzeltir seni. "Burda bunu diyecektin" der: )

Onca araç içinde tren hastasıdır. Dumanlı trenler favorisidir. Trenler hakkında bin tane soru üretebilir. Raylarının nerden geldiğine kadar: )
Uçakların da nasıl uçtuğunu hala çözebilmiş değil, ondan ilgilidir uçaklara da: )















Gökyüzündeki bulutlara bakarak yağmur yağıp yağmayacağına kadar konuşabilir sizinle...










Birşeyi anlatmana gerek yoktur çoğu zaman. Kendi kendine çözüm üretebilir. Mesela ilk araç kullanışı sırasında geri geri gitmeyi bilmezken, ileri gidemediğinden kendi kendine vitesi ayarlayıp çıkabilmiştir. Henüz ona vites nedir, yada ileri geri nasıl gidiliri anlatmamışken.


Çok konuşur, bazen "az sussa" diye dertlendiğimiz olmuştur, onun konuşmalarından Defne'ye sıra gelmemektedir: ) Hafta sonu biz ana kız bayram temizliği derdine düşmüşken onlar baba oğul miniatürk çıkartması yapmışlar kendilerince.


Okulda çoğu konuda pek bilmiş edalarında takılırken, onun gibi bilen biri çıkınca hafif çöküş anı yüzüne yansır. Arada ayar alması hoşuma gidiyor.



Kızıma göre daha uyumludur. Daha sakindir. Daha içlidir, kıyamaz kimseye. Karşısındaki üzülürse hemen üzülür, içerlenir. İlerde çok çekecek bundan dolayı bilirim ama yapacak birşey yoktur...


Fenerbahçe olmazsa olmazdır. Ama illa da basket olsundur. Gollü maçlar pek ilgisini çekmez: )


Ve önümüz bayram, nice bayramlara der, bayramınızı kutları, büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim: )

19 Ekim 2012 Cuma

Dua kulun miracı...

Dua kulun miracı derler.

Gönülden, tüm samimiyetinle edilen dualar yerini buluyor.

Rabbim kulunu darda bırakmıyor, gönlünü ferahlatacak, ruhunun acısını az da olsa dindirecek sebepler çıkartıyor önüne.
Yeter ki kulu görmesini bilsin, yeter ki aynı hataları tekrarlamasın, yeter ki kime sığınacağını bilsin!...


Yolumuzu, yönümüzü daraltma...



Işığımızı azaltma...



Gönlümüzü karlı dağlar kadar soğut, ferahlat...



Engelleri hatasız aşmamıza yardım et...



Karanlıkta bırakma, kalbimizi köreltme...



Yolumuzu ışıklandır...




Tek galip allahtır bilirim, biliriz, doğru yoldan şaşırtma...


Ne zamandır yaptığım bir "hata"nın arlanmasındaydı gönlüm...
Dün yüreği benim yüreğimden daha yangın yeri olandan gelen su serpintisi ile ferahladı az da olsa gönlüm.

"ibadet edip, allah a sığınırsak gönlümüz daha hafifler, böyle yapmalı."  dedi...
Kendi yangını yetmezmiş gibi benim yangınıma su serpmeye çalıştı, çalıştık... 

Duaların rabbime ulaşıyor olmasına binlerce kere şükürler olsun...

Bugünlükte, bu cuma gününde de böyle olsun istedim...

18 Ekim 2012 Perşembe

Bale ile yer sofrasının çelişkisi/ilişkisi!

Bakmayın başlığına, güzel ve lezzetli yemeklerle donatılmış bir yer sofrası fotoğraflamadım... Ben severim yerde yemek yemeği, hele ki kalabalık olursa, hele ki ortada bir tepsi içinde yoğurtlu makarna/mantı tarzında bir yemek olursa...Neyse ağzım sulandı simdi: )


Bu sofrayı alış sebebimiz, benim resime, boyamaya pek meraklı çocuklarım. Büyük bir masa alma şansım yoktu, odalarına sığmazdı, küçük masa aldığımda yer kavgası olacaktı bılıyordum, en sonunda böyle bir yer sofrası alarak çözdük olayı...






Her ne kadar Şef için pek dalgaya alınsam da, biz rahat ettik. Geçenlerde kreşte branş dersleri için tercih formu yollamışlar, bale, ebru, seramik, foklor, resim gibi seçenekler sunmuşlardı.
Ben de Semih için seramik, Defne için bale istedim. Neden diye sorduklarında da, Semih için özellikle küçük kasların gelişiminde çamurla oynaması onun avantajı olacaktı. Ebru da vardı, ebruyu da renk eşleştirmesi, renkler konusunda göz zevki çok kötü Semih'in. Biraz da ondan istedim.
Baleyi erkeklere yakıştıramıyorum, hani erkeksi havadan çıkıyorlar gibi geliyor bana ama kızlara çok yakıştırıyorum ve özellikle omurilik yapısı için, vücutlarının düzgün duruşu için istedim Defne'de.

Ben tam bu cümleyi kurarken: ) Şef; yer sofrası ve bale, omurilik yapısı için, düzgün vücut için birbirine ne de yakıştı gibilerinden birşeyler söyledi: )



Canım şimdi o kadar da irdelememek lazım, sonuçta rahatlık da önemli bir yerde. Şimdi biz bu sofrada çok rahatız, boyamaları yapıyoruz, aktiviteleri yapıyoruz, sonra da toplayıp dolabın arkasına itekliyoruz ve oda bir anda düzenli oluyor...

Ve mutlu oluyoruz: )

16 Ekim 2012 Salı

Davulumdan masallar ve haftasonusu...

Hafta sonu kendimce güzel gün geçirdim.
Cumartesi ilk blog etkinliğine gittim. Birbirinden güzel simalarla tanıştım. Defne'nin peşinde koşturmaktan pek oturamasam da çok güzel bir gündü. 

Üsküdar manzarası ne kadar güzelmiş, sanki elimi uzatsam kız kulesine dokunacaktım.

Biz ana kız takıldık, Semih de babası ile.

Semih ile yıldız parkına gitmişler ve çok güzel bir tesadüf yaşamışlar. Semih'e hediye olarak o sopavari şeylerden vermiş Serkan Kırmızı. /Adı ne bilmiyorum onların ama Semih davul çalmak istiyor: )/


Davulumdan masallara konuk olmuşlar yıldız parkında...
Şef çok beğenmiş, muzik, ses tonu, çocuklara yaklaşım, onları toparlayışı filan. Henüz ben şahit olamadım, sadece çektiği videoyu izledim ve netten biraz araştırdım fena gözükmüyor.
Bu haftasonu planları bu şekilde imiş, belki ilgilenen olur...


"Herkese güzel bir hafta sonu dileğiyle;
Davulumdan Masallarda bu hafta sonu ne var derseniz;

20 Ekim Cumartesi

10:30 Şişli Feriköy Organik Pazar
12:00 Abbasağa Parkı
14:00 Yıldız Parkı
16:00 Ulus Parkı
18:00 Bebek Parkı
İstanbul
Var."



Facebook sayfaları var. Bir de çok detaylı olmasa da bir web siteleri var.

Ve burda da Serkan Kırmızı ile yapılmış bir söyleşi var...

Görseller netten alıntı...

12 Ekim 2012 Cuma

11 Ekim 2012 Perşembe

Herşeyi biliyormuş!!!

Bu sabah Semih formundaydı.

Kalktığında koşa koşa mutfağa geldi öptü, sarıldı, kucakladı,
"kahvaltıda ne var anne?" diye sordu: )
Havuç, domates, salatalık, zeytin, nutellalı ekmek ve ballı süt diye saydım, beğendin mi diye sordum?
Güzel, yiyebiliriz dedi!: )

Yarım yamalak tabağındakileri yedi, üstlerini giydirme sırasında babasına;

-Baba neden okula gidiyoruz?
-Birşeyler öğrenmek için...
-Zaten ben herşeyi biliyorum ki!!!

Biz birbirimize baktık ve daha bu yaşta noluyoruz olduk...

8 Ekim 2012 Pazartesi

Vekaleten gezmeli, izlemeli ama az okumalı hafta sonu...

Cuma günü annemle babamı yolcu ettik, babam ıyılestı ve kendini yollara vurdu: ) Aslında niyetimiz Cunda adasında hep birlikte tatil yapmaktı ama tercihini memleketten yana kullandılar. Cunda tatili de bize kaldı...

Bu sabahta Ordu yollarına düşüyorlarmış. Niyetleri ordan Artvin'e kadar kısa bir karadeniz turu. Bize de gezdiklerini dinlemek ve geri dönen kardeşimden kış için gönderilenleri teslim almak düştü... İnsanın memlekette yakınlarının olması güzel birşey.


Annemin şehir dışında oluşu bazen bana yaramıyor. Onun yerine gitmem gereken yerler oluyor ve bazen hoşuma gidiyor bazen de çok huysuzlanıyorum. Pazar günü bir koltuğa iki karpuz sığdırmayı başardım. Daha doğrusu kızım ile başardık.
Önce bir akrabamızın sünnet düğününe gittim, sünnet çocuğu annesini çok ama çok sevdiğimden pek nazlanmadım, canı gönülden orda oldum, aklımda hep "acaba oğlumun sünneti nasıl olacak?" sorusu dolandı.
Ordan çıkıp yine bir akrabanın nişanına gittim. Nişanda anneme bol bol selam aldım. Hepsi üstümde bir ara veririm ki ağırlık yapmasın: )

İki görevi de tamamlamış olarak eve giderken aklıma balık almak geldi. Evde yemek olmayınca en kolay yemek: ) Palamutlarda aklım kalsa da hamsi aldım. Çocuklarda seviyor hamsiyi.
Azca beyaz un, çokca mızır unu ve birazca tuz. Karıştırdım, hamsileri bu karışıma bulayıp, fırın kağıdı kaplı fırın tepsisine dizdim. Hiç yağ koymuyorum ben. Biraz kızarınca çıkarıyorum. Yanına da /kıvırcık değil/ mutlaka maruldan yapılmış bol havuçlu salata. Ve bir tabak tere. Hem lezzetli, hem de kolaycacık. 

Ve cumartesi akşamı şeytanın bacağını kırdım. Evet evet evdeki ütüleri unuttum ve  FİLM izledim. Aman ne garip diyebilirsini ama yaklaşık 3 senedir doğru dürüst film izlemedim ben.
Ya çocuklara yenik düştüm, ya ev işlerine yada uykuya!...
Eğlenceli bir film seçtik. Çifte soygun...
2011 yapımı, Patrick Dempsey, Ashley Judd başrollerinde oynuyor, komik eğlenceli, pek kafa yormayan film.
Patrick Dempsey'in para bozdurmak için istediği bozuklukları sayarken, banka gişesinde görevli Ashley'in, "bunların hepsi asal sayı" dediğinde bu kızda bir iş var demiştim: )

Lizbon trenine de bir türlü konsantre olamadım. Bir türlü yolcusu olarak kabul etmiyor beni. İlk sayfalardayım ama hala odaklanamadım.

Bizden durumlar bundan ibaret. Herkese iyi haftalar olsun...


4 Ekim 2012 Perşembe

Kreş bildirimleri ve öğretmencilik oyunu: )

Çocukların kreşleri ile ilgili birkaç arkadaştan sorular geldi. Kısaca ilk kreş/anaokulu arayışımızdan,  deneyimimizden birkaç satır yazmak istedim.

Bir kere çocukların 36 ayını bitirmeden evinden dışarı bir mekanda tüm hafta/tüm gün vakit geçirmesinden yana değilim. Hala değilim ama gel gör ki kızım daha 26 aylıkken başladı kreşe. Tabii ki şartlar bizi buna iteklediği için. Yoksa bana kalsa annem eminim çoğu okuldaki öğretmenlerden/benden/babasından daha da ilgili daha da bilgili yetiştiriyordu ikisini de. Yine de çocuklarım hazırdı kreşe gitmek için.
Bir kere ağlamadılar arkamdan, sadece bir gün oğluma akşama benim alamayacağımı söylemeden ananesi almaya gittiğinde, akşama;

 " anne bana neden söylemedin beni almaya gelemeyeceğini, çok ağladım"

ve ekledi;

"Bir daha gelmeyeceksen bana haber verir misin, seni bekledim?"

demişti.

İlk karar verdiğimizde öyle aman aman harıla gürele okul arayışına girmedim/k. En azından çocuklar telaş içinde okul aradığımızın farkında olsunlar istemedim.
Bazı önceliklerim vardı, bunları planladım ve deneme yanılma, sorma soruşturma, gezme görmelerden sonra şimdiki okullarına karar verdim/k.

Benim için bazı öncelikler vardı, mesela;

-Kesinlikle eve yakın olmalıydı. saatlerce hatta dakikalarca yollarda sabahın o vakitlerinde sürünmelerini istemiyordum. Eve yakın birkaç kreşe baktım, uzaktakileri baştan eledim, 
bizim burda de nasıl bir potansiyel varsa her sokakta üç beş kreş mevcut. Vaktin varsa 10 gün gezsen bitiremezsin!

- Temiz olmalıydı ama öyle aman aman takıntı halini almış bir hijyen arayışım yoktu, bu tarz yerlerde de olacağını düşünmüyorum.
Mutfak temiz olmalıydı, tuvaletler, yerler, v.b. yeterliydi.
Mesela yeni açılan bir okulu tercih ettim ki, eşyalar kullanılmamıştı, oyuncaklar yeni v.s.

-Yemek yapan kişi önemliydi benim için, doğulu kadın yada erkek mutfak çalışanlarının /ama isteyerek ama istemeyerek/ fazla baharatlı yemek yaptıklarını duymuştum ve ben biliyordum ki benim çocuklarım o kadar baharatlı yemeği yiyemezlerdi. Zaten yeterince yemek seçiyorlardı. /aylık yemek listeleri şu an hoşuma gitmese de sesimi çıkarmak için biraz beklemedeyim!/

- Okuldaki kişilerin bana güven vermesi ve güleryüzlü olması gerekliydi ve çok önemliydi.
 Zira babasının vesikalık fotoğrafına bakıp, ciddi duruşu için;
 "baba neden burda üzgünsün?!"
diyen oğlum vardı.
Bu sadece öğretmenleri için geçerli değil, temizlikçisinden yemekçisine, sahibinden müdürüne kadar önemliydi benim için.
Tebessümün bulaşıcı olduğuna inananlardanım/z!



-Okulda yok ingilzce öğretsinler, yok sanatın şu dalı ile ilgilendirsinler, yok mutlaka yüzme öğretsinler, yok şu aleti çaldırsınlar diye arayışlarım hiç ön plana çıkmadı. Sadece olsa iyi olurdu o kadar.
Benim için önemli olan çocuklarım ile düzgün TÜRKÇE konuşulmasıydı. Gerisi nasıl olsa gelirdi peşinden.

-Çok popülerliği olmamalıydı kurumun. O tarz kurumlar beni gereksiz yere gerer nedense. O kurumların velileri de biraz gerer beni. Çocuklarımda da öyle olacakmış gibi his doğuyor içimden!
İlk anlaştığımız kreş için sahibinin /ki görüştüğüm kişiymiş, sonradan öğrendim / bilmem hangi siyasetçinin kızı olduğunu ve bana göre haksız olduğunu düşündüğüm bir işe de imzalarını attıklarını duyunca anında rotayı başka yöne çevirdik.

-Mekan çok çok büyük olmamalıydı. Çok büyük kreşlerin çocukları ürküttüğünü okumuştum. O büyüklük içinde zaten bizim güven çemberimizden çıkmış çocuklarımın iyicene boşlukta sallanmalarını istemiyordum! Daha sıcak, daha küçük binalar tercih ettim aramalarımda.

-Toprağa, kokusuna, bize sunduklarına çok meraklı olan ben gibi çocuklarda toprakla haşır neşir olsunlar istiyordum. En azından küçük bir bahçesi olan yer aradım ki o minik elleri toprağa değsin, biraz üstü başı çamurlansın istedim.

-Ve sınıf mevcudu da çok önemliydi.
Mesela Defne'nin sınıfında 5 çocuk var. Öğretmenlerine diyecek tek olumsuz söz bulamıyorum. Hani desem desem anca "gözünün üstünde kaşın var" diyebilirim!. Bu kadar işine aşık, bu kadar ilgili bir başkasını arasak bulamazdık sanırım. Kızım sabahları bizim kucağımızdan öğretmenine atlıyorsa vardır bunda bir iş diyorum: )
Semih'in sınıfı da 12 kişi. Onlara da 2 öğretmen bakıyor.
Bir öğretmene 6/7 çocuktan fazlası fazlaymış gibi geliyor bana.

Şu anda aklıma gelenler bunlar. Şimdilik gönderdiğimiz okuldan ben çok memnunum, çocuklarım da öyle. Zaten yeterince sosyaldiler, sosyalleşme açısından pek sorun yaşamadık. Çok çabuk adapte oldular.
Okulun eksikleri yok mu, elbette var. Mesela ilk açıldıkları için ilk hafta toparlamakta bayağı zorlandılar, yemek listeleri özellikle kahvaltı menüleri bence yetersiz, güçlü öğretmen kadrosu kurmuşlar ama o kadar güçlü kadro birbiri ile çatışır mı bilmem v.s. gibi.

Önemli olan bunları çocuklara hissettirmeden nasıl çözümleyebildikleri.

Ve akşam öğretmenlik taslayan oğlumdan kardeşine öğretme durumları: )

-Bak kardeş burdan başlayacaksın!
-Böyle çizgileri takip edeceksin!
-Buraya kadar ilerleyeceksin!
-Kardeş dışarı taşırmadan!




2 Ekim 2012 Salı

Kurallara uymak ve nihayet yaza veda!

Akşam Semih'le yatarken baktım gözüyle, parmakları ile oynuyor bir türlü gözlerini kapatmıyor, dayanamadım sordum;

" Semih ne düşünüyorsun?"
"kurallara uymayı düşünüyorum anne!"

Kısa ve net cevap!!!
Kurallar? Ve akşam akşam uykuya dalacakken tam da düşünülecek şey!

Dün okulda kurallara uyup, yemeğini yemediği için arkadaşı ondan bir yaprak daha fazla elde ederek çiçeğini tamamlamış. Kendisinin tek yaprağı eksik kalmış, öğretmen vermemiş, çünkü kurallara uymamış. İki kere otur demiş öğretmeni ama Semih oturmamış ve öğlen yemeğini de yarım bırakmış.

Duruma o kadar içerlemiş ki gece yatarken bile düşünmeye devam etti. Hani bazen bir musibet bin nasihatten iyidir derler ya, sanırım bu da öyle bir durum olmuş.



Ve hafta sonu her zaman ki gibi yazın başlangıcını yaptığımız ıhlamur kasrında bu defa da yazı yolculadık. Hani fena da olmadı gitmesi. Şöyle serin havaları içimize çekelim. Böylece sezonu bir anlamda kapadık sayılır. Yazdan kalma sıcak günlerdendi pazar, artık havalar iyicene serinleyecekmiş.

Geçen hafta içi akşam gitmeyi düşündüğüm dolmabahçe ve yemeyi planladığım sufle akşam güneşinde yendi. O nasıl bir kalabalıktı, sanki bedava birşeyler dağıtılıyor da millet kapışıyor, demek ki hafta sonu gidilmemesi gereken yerlerden orası da. Mümkün değil masa bulmak. Çocukların deniz manzarası başka bahara kaldı, arkalardan bir masaya geçtik ve beklemeye başladık. Öyle bir cafe için başarılı aslında suflesi. Bana biraz tatlı gelse de yenilebilir. Ve yendi, tez vakitte o kalabalıktan sıyrıldı.