Sayfalar

31 Ağustos 2012 Cuma

Babam ve kalbim!

"Kalbim, göğsümde salıncak gibi sallanıyordu."

Doktorun "kim görmek istiyorsa görsün" sözleri o an dizlerimi nasıl titrettiyse hala ayağa kalktığımda dizlerimin bağı çözülüyor. Hala o titreme dizlerimde.

Babamın kalp sorunu yıllardır devam ediyordu aslında ama bu kadar ilerlememişti. En son aşamada kalp yetmezliği, vücudunun şişmesine, o şişkinliğin nefesini kesmesine neden olmaya başladı son zamanlarda. Ritim bozukluğundan dolayı takılan kalp pili, kalp atımlarını düzene soksa da kalp kanı pompalamadıkça sorunlar devam ediyor.


"kendimi pek iyi hissetmiyorum, gelin" demesi ile yanına gittiğimizde kan ter içindeydi. Başı dönüyordu. Ben terini sildikçe boncuk boncuk ter kaplıyordu her yerini.
Hani uzakta olsan göz görmeyince daha mı az olur hislerinin yoğunluğu bilmem ama göz görünce, kollarındaki baban olunca sen sen olamıyorsun o anlarda. İçin gidiyor. Elinden hiçbirşey gelmiyor oluşu seni daha da hırçınlaştırıyor. Daha da sakinleştiriyor. Düşünemiyorsun.
Üç gün iki gece yoğun bakım önünde tükendim/k. Bildiğim tüm dualar üç gündür dilimden düşmedi. Sanırım hayatım boyunca bu kadar çok dua etmemişimdir.

Ben babasızlığı eşimle tanıdım. Hala der "babam aklıma geldikçe içim sızlar" diye. Sonra eniştemin ölümü ile daha da derinden hissettim. Hani hep derim, ne kadar kötü olursa olsun bir babanın gölgesi yeter. Yeter ki yanında olsun. Biliyorum ki herkesin babası/anası kendine özel, kendine güzel. Babam için burada methiyeler dizecek değilim, anladım ki babamı sandığımdan daha da çok seviyormuşum, anladım ki benim için sandığımdan daha özelmiş. Ve yine bilirim ki ne gelirse Allahtandır.

Dün odasına çıktı, artık yoğun bakım önünde değiliz ve Allah'a binlerce şükür içindeyiz. Şimdilik tek duam Allah bugünümüzü aratmasın ve tüm hastalara şifa versin.

Babamı yoğun bakıma alan Serhat doktor, babamın tabiri ile "o gözlüklü doktor" ne diyebilirim ki sana. Henüz yolun başındasın belki de,  inşallah çok iyi yerlere gelirsin. İnşallah bahtın, yolun açık olur. Yoğun bakımdaki hastalar için çırpınışlarının, çabalamalarının karşılığını alırsın.

23 Ağustos 2012 Perşembe

Her bayram için bana sunulmuş bayram şekerlerim...

Cuma gününden 3 tepsi baklavayı yapınca/teyzeme, anneme, kayınvalıdeme/ ve bir kilo yapragı annem için sarınca biraz rahatladım. Aklımdakıleri bir bir bitirmek huzur veriyor sanırım. Ve baklava konusunda biraz pişmem lazım: )


Normalde ramazan bayramlarına arife günü akşamından, kayınvalıdemın evınde iftarı yaparak başlardık. Bayram sabahı evin erkekleri /abileri, eniştesi/ sabah namazı peşine bayram namazını kılar eve dönerlerdi, kalabalık kahvaltı sofrasında kahvaltımız yapılırdı, genelde tek sofra yetmezdı. İki sofra olurduk.

Fakat son bir iki bayramdır herkese bir haller oldu, arife gününden babaevlerine gelmemeye, bayram sabahı kahvaltılarını birlikte yapmamaya başladık. Sanırım büyüdükçe küçüldük. Kalabalıklaştıkça yalnızlaştık. Gereksiz, olmaması gereken beklentilerimiz arttı birbirimizden.

Neyse, bu bayramda işte böyle başladı. Biz yine kayınvalidemi tek bırakmamak adına arife gününden damladık eşimin babaevine. İftar sonrası görümcem eşlik etti bize ki çocuklarım halasını çok sevdiğinden bayram ettiler erkenden: )

Bayramın ilk günü eşimin tarafının ziyaretleri bitince, akşamı eve attık kendimizi. Ne varsa insanın kendi evinde var. Bir lokma yavan ekmek ye, yıne de kendı evınde ol düsturundan yola çıkarak yayıldık evdeki koltuklarımıza.  İkinci gün, üçüncü gün derken bayram bitti bile.  Fly ınn de uçakları seyrederek gidemediğimiz tatilin hayalini kurarak geçirdiğimiz birkaç saat ile bitirdik aslında bu bayramı.

"Bayram ziyaretlerinde evine gelenlere surat asanlara da ayrı hasta oluyorum. Yazmadan edemedim bunu da: ) Surat asacağına hiç açma kapını. Şimdi surat asılacak eve gitme de denebilir bu durumda ama kazın ayağı her zaman öyle olmuyor. Bazen birilerinin hatırı için, birilerinin kapısı çalınabiliyor."


Bayramları en çok çocuklar için seviyorum.Hani hep eski bayramlar diye söylenir, bazen dert yanılır, bazen hasretle anılır, bazen özlemle anlatılır ya, işte bunlara hasret olmasınlar istiyorum Semih ile Defne, her ne kadar istesem de bunu, biliyorum ki günümüzde mümkün değil eski bayramları yaşamak, yaşatmak. Lakin çocuklara bir mendil içinde biraz para ve şeker sararak vermek. Büyüklere çorap/gömlek hediye etmek, onları ziyarete gitmek, çok zor şeyler olmasa gerek.


Ağzımızın tadı bozulmadan nice güzel bayramlar geçirmek umuduyla diyelim.

Fotoğraflar da bu bayram ve her bayram için bana sunulmuş bayram şekerlerim. Yine binlerce kere şükürler olsun. 

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Bugün günlerden Turgut Uyar...



Bayram sonrası yazım da var elbet lakin bugün günlerden Turgut Uyar günü benim için.

Turgut Uyar'ın yeri bende bir başkadır. Bir başka severim o'nu, bir başka özümserim şiirlerini, bir başka içerlerim yazdıklarını. Satırları bir başka aleme götürür beni.



ACIYOR

Mutsuzlukdan söz etmek istiyorum
Dikey ve yatay mutsuzluktan
Mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun
Sevgim acıyor

Biz giz dolu bir şey yaşadık
Onlarda orada yaşadılar
Bir dağın çarpıklığını
bir sevinç sanarak

En başta mutsuzluk elbet
Kasaba meyhanesi gibi
Kahkahası gün ışığına vurup da
öteden beri yansımayan
Yani birinin solgun bir gülden kaptığı frengi
Öbürünün bir kadından aldığı verem
Bütün işhanlarının tarihçesi
sevgim acıyor

Yazık sevgime diyor birisi
Güzel gözlü bir çocuğun bile
O kadar korunmuş bir yazı yoktu
Ne denmelidir bilemiyorum
sevgim acıyor
Gemiler gene gelip gidiyor
Dağlar kararıp aydınlanacaklar
Ve o kadar

Tavrım bir çok şeyi bulup coşmaktır
Sonbahar geldi hüzün
İlkbahar geldi kara hüzün
Ey en akıllı kişisi dünyanın
Bazen yaz ortasında gündüzün
sevgim acıyor
Kimi sevsem
Kim beni sevse

Eylül toparlandı gitti işte
Ekim filanda gider bu gidişle
Tarihe gömülen koca koca atlar
Tarihe gömülür o kadar

17 Ağustos 2012 Cuma

Erken bayram kutlaması böyle olur!...

Dün izinliydim.

En çok izinli olduğum günlerde seviyorum çalışmayı yada çalışıyorken çalışmamış olmayı!

Yapılacak onca iş vardı bayram üstü. Sağolsun eve her hafta gelen yardımcı kadın, oruçtan dolayı rahatsızlandığını son anda telefon ile beyan edince iş başa düştü.
Dün öğleden sonraya kadar kakılmış modunda dolandım durdum. Yooo benim değil annemin evinde. Benim ev allahlık şimdilerde ama umutluyum arife günü tekrar kakılmış moduna gireceğim. Kakılmış ile farkımızı da farkettim, onun itilmişi her daim evdeydi: ) Benim ki ekmek parası peşinde. Onca yorgunluğun üstüne iftar için birşeyler hazırlamak da pek mümkün gözükmedi halime. Belim error vermeye başlamıştı çoktan. Hemen teyzemi aradım. "İftara bizi davet etmeye ne dersin?" teklifime kabul aldım: )

Perşembe akşamı çocuklara aldığım bayramlıklar da Semih efendiye büyük gelince onların değişimi için şehre inmek zorunda olmam beni iyicene bunalıma soktu diyeyim. Biran önce bitmesi lazımdı herşeyin. Hem iftara yetişecektik, hem de iftar sonrası değişim için mağazaya gidecektim. Ve bir ara evet evet iftardan önce, onca işin arasında kendim için de bir saç boyama faslı sıkıştırdım ki araya, beyaz teller derin ohh çekti.

Zira bunlar bitecek ki düşündüğüm yaprak sarma/kuru patlıcan-biber dolması/ haşhaşlı çörek ve baklava bayram sabahı için yapılabilsin.


Bunlar da benim onca iş arasında çocukları oyalama tekniğim diyelim! İş makinaları ile çakıllı yol ve inşaat yapıyorlarmış...


Tüm bu tatlı yorgunlukların, tüm bu yorgunluklara sebep, binlerce kere şükredilecek nice güzel bayramların yaşanacağı günler nasip olsun bizlere.





Erken farkındayım ama bayramdan sonraya kadar yokum şu sanal alemde: )

Herkesin şimdiden bayramını kutlarım.


14 Ağustos 2012 Salı

Kadir gecemiz!

Bu gece kadir gecesi, bu gecede yapılacak ibadetler yada gecenin faziletlerinden bahsedecek değilim, ne o kadar bilgim var ne de cesaretim. Herkes kendince elinden geleni yapıyordur.

Tövbe kapilarinin acik oldugunun soylendigi, duaların kabul olunacağı kutsal gecelerden biri. Meleklerin yeryüzüne indiği, hatta dünyadaki çakıltaşlarından bile daha çok meleğin bizlere misafir olacağı gece.

İnşallah hayırlısı ise ettiğimiz dualar kabul bulur. Gönül kapımızdan, hane kapımızdan girecek melekler bize eşlik eder.


Ve Ralph Waldo Emerson demiş ki;

Dualarınıza dikkat edin,gerçekleşebilirler !...

Görsel netten alıntı.

13 Ağustos 2012 Pazartesi

Pizzaya ne dersiniz?

Geçtiğimiz cuma gününden, hafta sonu yapacaklarımı düşündükçe hafta sonu gelmese mi diyordum. Gelmeyi bırak, ezdi geçti de. Tabii ki hiçbirşeyi yetiştiremedim: (
Zamane kadınları gibi hiçbirşeyi yetiştiremiyorum serzenişlerinde bulunmak isterdim, o durumdayım fakat bunu yapmayacağım.
Eski zamanların kadınlarını düşünüyordumda; ne tarla/bahçesi kalıyormuş, ne ev işleri ne de onca kalabalık aile fertlerine yemek yetiştirememe kaygısına düşüyorlarmış. Hepsi de oluyormuş. Nasıl? İşte şimdilerde bizler yada benim gibiler nerde yanlış yapıyor?

Neyse hafta sonuma damgasını vuran da; dün akşam o eşsiz yağmur altında yapmaya çalıştığımız yada yapamadığımız iftardı. Bu sene babamın rahatsızlığından ve biraz da benim tembelliğimden dolayı kimseyi iftara alamadım. Kimseye de gitmedim. Bari ramazan bitmeden dışarda iftar yapalım dedik. Süleymaniye de açık havada tam çorbaları içerken, bastıran yağmur, koşuşturan insanlar, masaları terk edenler. Tabii ki biz de sığınacak köşe aramadık değil. Allahın hikmetinden sual olunmaz lakin iftar bitseydi dedim içimden. Sonra da vardır bunda da bir hikmet deyip geri döndük evimize.

Semih'in "pizzaya ne dersiniz?" teklifi ile evde gecikmiş iftarla afiyetlendik: )



Ve;
Bir ara hangi blogu açsam bir mim yazısı çıkıyordu karşıma. Son zamanlarda pek olmasa da yada bana denk gelmese de ve pek bundan haz etmesem de davete icabet etmek sünnettir diyerek giriş yapalım. Huzurlu eve teşekkürler...

Çaresi bulunmayan bir hastalığa yakalandınız ve bunun sonucunda yaklaşık 1 yıllık ömrünüz kaldı.Kalan 1 yılınızda ne yapardınız:
Sadece okur/gezerdim. Hani 1 değil 1000 yıl ömrüm olsa yine okur/gezerdim: )

Bir sabah kalktınız ve dünyada hiçbir insan olmadığını öğrendiniz, ne yapardınız?
Sanırım o sessizlikte ben de yok olurdum...

Dünya'yı dolaşmak isteseniz hangi ülkeden başlardınız, neden?
Sanırım Alaska'dan başlardım, sağdan sağdan ilerlerdim: ) Dolanması kolay olsun diye.

İtiraf edin prens/prensese dönüşür diye kaç kurbağa öptünüz?
Ne sen sor ne ben söyleyeyim! Böyle soru mu olur arkadaş?

En son yaşadığınız küçük düşürücü, unutamadığınız olay?
Sanırım 12/13 yaşlarındayken, evimize karşı komşumuzun kızı gelmişti. Anneme prova yaptırmaya. Elektrikler gidince, bana mumu tutma ögrevi bahşedilmişti. Ben de mumu düşürmüştüm. Annem de "bir mumu tutmayı bilemiyor musun?" diye arkadaşın yanında söylenmişti. Çok acıydı. Şimdilerin ezikliği işte o zamanlardan kalma diyerek olaya biraz daha ajitasyon ekleyelim: )

Sanırım çocuklarıma başkalarının yanında ezici laf söylemem, ama evde acısını çıkarırım: )

Asla yanınızdan ayırmadığınız 3 şey?
Öyle şu olmadan asla diye takıntım hiç olmadı. Elini kolunu sallayarak dolananlardanım.

Hayatınızın bir kitap/film olmasını isteseydiniz hangisi olmak isterdiniz?
"Baba" kitabında Michael Corleone'nun ilk eşi olabilirdim.
Sonu pek acı olsa da: (
O aşk yaşanmaya değer...

En yakın arkadaşınızın bir uzaylı olduğunu ve sizi ilk denek olarak kendi gezegenine götüreceğini öğrendiniz, ne yapardınız?
Giderdim sanırım. Başka seçeneğim varmıymış?

İsviçreli bilim adamları görünmezlik hapını buldu ve siz bu hapı kullanan ilk kişisiniz. Hapı kullandıktan sonra yapacağınız ilk iş ne olurdu?
hmm bu soruya doğru yanıt vermem sonum olabilir: )
Kendimizi kötü hissettiğimizde yaptığımız şeyler?
Değişkenlik gösteririr, bazen susarım, bazen çok konuşurum, bazen ağlarım, bazen salaklığa vururum, bazen bazen bazen bazen....

9 Ağustos 2012 Perşembe

Gün ışığına çıkan çeyizlikler: )


Bunlar mı?

Semih doğduğunda halasının hediyesi idi Semih'e.
Henüz adının başında diğer adı Mehmet yoktu. Ve henüz Defne de yoktu hesapta tabii: )

Defne doğunca ve Defne'ye hediye edilmesi geçen haftayı bulunca ancak kullanıma çıkarıldı. 









7 Ağustos 2012 Salı

İstanbul Trafiği!

Dizmiş arabalarını. Gidiş/geliş şeklinde.


-Anne bak bu İstanbul Trafiği!...



Semih'in gözünden İstanbul Trafiği : )



3 Ağustos 2012 Cuma

Melek gözünden Semih...

Melek, eşimin ablasının kızı. Aynı zaman da sanırım eşimin tarafında en sevdiğim kişi o. Aramızdaki yaş farkının az olmasından da kaynaklanıyor olabilir. Herşeyi anlatabiliyorum, herşeyini de dinleyebiliyorum.





Kompleksiz, yalın, kendi ile barışık bir kız. Hataları ile yanlışları ile dalga geçebilecek kadar özgüvene sahip. Hayatta yaşlanmazsın onunla isen. Hem eğlendirir, hem eğlenir. Yemekten zevk alır, hem yaparız, hem yeriz. Sofrada ilkin en sevdiği yemeği yiyenlerden. Bu bile onu sevmem için yeter.

Bolu'da kimya okuyor, inşallah bitirecek kaç yıldır: ) Sınavlara gidip geliyor. Bazen bu rahatlığı beni delirtse de en sevdiklerimden oldu işte.








Babam hastanede iken "yenge ya insanlık öldü mü? getir çocukları ben bakarım" dedi. Böyle bir teklife balıklama atladım tabii: )
Çocukları bıraktım, tabii bizde Beşiktaş/Başakşehir arasında mekik dokumadık değil.




Şimdi Melek'in dilinden anlatıyorum.

-yenge ya Semih aşmış! Vitrindeki safranbolu evini istedi. /elektrik ile çalışan gece lambası gibin birşey/
Ben de olmaz, zaten ışıkları da yanmıyor, pili bitmiş dedim.
Semih efendi de, "Melek o pille çalışmıyor, elektrikli o, prize takınca fişini çalışır" dedi : )

-Yenge bu çocuk nasıl pil ile elektrik ayırımını bilebilir ya?

Ahh bir bilsem Melek, ahh bir bilsem.

Bazen düşünüyorum da, hatta endişeleniyorum da biz bu çocuğa ilerde nasıl yeteceğiz???

2 Ağustos 2012 Perşembe

Vardır hayallerimin bir hikmeti...

Düşüncelerin insanları etkilediğinin farkındayım. Hatta insanın kendi düşüncesi sadece kendisini etkilemiyor. Düşüncesini söze dökmese bile bir şekilde yanındakini etkileyebiliyor.

Çok çok uzun zamandır hayalimdir Amerika. Bir o kadar uzak bir o kadar da içindeyimdir aslında o ülkenin. O kadar büyük olması ürkütmüyor gibi gözükse de gözüme, her New York fotoğraflarından korkmuşumdur. O kalabalık, o devasa binalar, times square, o meydanlar v.s... Ondandır hiç gözümde yok New York.




Zaten kozmopolit şehirler her zaman ürkütücü gelmiştir bana. O büyüklük arasında küçülüyorum, eriyorum.




Misal Paris, kaç kere gittim ama hiç aşka dair duygular uyandırmadı ruhumda, bilakis bir korku, bir tedirginlik, bir endişe. Kırmızı yanan trafik ışıklarında duran ,sonra yeşil yanınca da birden onca vespanın, onca arabanın trafiğe akışı ürküttü beni.  Sanki onca kalabalık içinden biri çıkacak da omzuma bir el atacak gibi ürkek gezindim sokaklarında. Akşamları sokaklar da yatan evsizler her dışarı çıktığımız da titretti dizlerimi. İşte tam tadını hiç yakalayamadım o havanın.


Çoğu insan için Amerika, New York demek olsa da ben California, San Diego peşindeyim.  Henüz oraları görmediğimden, belki de hakkında çok da fikir sahibi olmayışımdan bu kadar istek, bu kadar heves. Halbuki en kalabalık eyalatlerdenmiş California. Belki de yatların marinaya demirlendiği filmler etkiledi beni, yada on beş gün için bir yatta geçireceğim günlerin hayali etkiliyor beni. Kuzeyinden güneyine doğru yapacağım otobüs yolculuğunun hayalini düşlüyorum genelde. Genelde kiraladığımız yatta buluyorum kendimi çocuklarla.

Hepsi hayal, düş yada artık ne derseniz o.

Ama herşey hayallerle başlamaz mı? Bundan 10 yıl önce birisi deseydi ki "sen avrupadaki bir çok ülkeyi gezeceksin, hem de defalarca", "dalga mı geciyorsun" diye kızardım belki de. Ama işte birşeyler sebep oluyor da, kısmet oluyor yazgındakiler. Hiç ummadıkların, hiç beklemediklerin sunuluyor sana bir şekilde.



Çok hayalperestim evet, bunu kimsenin söylemesine gerek yok, farkındayım ama bir şekilde o hayallerim oluyorsa vardır bir hikmeti.
Vardır yaptıklarımın, yaşadıklarımın, söylediklerimin, davranışlarımın  bana bu şekilde geri dönüşünün bir nedeni.
Vardır hayallini kurduklarım için, bedenimde taşıdığım gözlerimin görmesine sebep, ayaklarımın istediğim sokakları arşınlamasına sebep, vardır bilemediğim ama bir şekilde kısmetime düşenlerde bir sebep.

Henüz nişanlıydık, bir muhabbet sırasında Şef bana "40 yaşıma gelmeden dünyayı dolaşmak istiyorum" demişti. Ben de o zaman çok  gülmüştüm: ) Tabii çaktırmadan. Bir tek ben değilmişim demiştim. Henüz yarılamasa da çeyrek etti turunu. Ettirdi turunu: )

Dün sabah Şef uyandı ve bana "gece rüyamda Amerika uçağındaydık, gidiyorduk" dedi. Hatta "uyandım, tekrar uyudum ama aynı rüya devam etti" dedi.
Diyorum ki düşüncelerimin söze dökülmeden karşı tarafa yansıtılması mıdır bu, yoksa gelecek tatilin bir işareti midir?  Biliyorum ki uzun uçak yolculukları pek Şef'e göre değil. Yine bilirim ki onun Amerika ile olmasını istediği ilişkileri filmlerden ibaret. Şef St.Petersburg peşinde, ben Califronia, o kadar uçlardayız. Fakat bir o kadar da yakınlardayız hayallerimizde. Herşeye rağmen, ikimiz de halimize nice şükürlerdeyiz.



Görseller netten alıntı.