Sayfalar

31 Ocak 2012 Salı

Kendime


Sabah Semih kardeşinin elindeki
herşeyi almaya kalkınca biraz söylendim o'na ve çıktım odadan. Ben çıkar çıkmaz, Semih kardeşine "senin yüzünden annem bana kızdı" diye bağırınıyordu.
Güler misin, ağlar mısın?







KENDIME

Kimseye karıştım mı? hiç karışmadım
Bu ki bana tuhaf sayılmadı
Gözleyip sordum mu hiç? hayır sormadım
Bu ki bana yalan sayılmadı
Acımak isim miydi? hayır
Bir evden olmak kötü müydü? hayır
Zamana zamanla bakmak ne idi ki
Baktım

Tarlayı tarlayla ölçtüm
Meyvayı meyvayla ölçtüm
Denizi denizle ölçtüm
Göğü gökle ölçtüm
Zaten insanı insanla ölçtüm ki
Buruk bir tat mı duydum
Ve duydum
Her şey ki bir yorumdu, sonuç değildi
Sonuç ki zaten yoktu

Sen ki kim
Beni bütün bütün bırakma.


 EDİP CANSEVER

30 Ocak 2012 Pazartesi

Mısır, kar, üşümek

Şef iş için yine yurtdışında. Bu defa bizden daha sıcak bir ülkede. Biz burada soğuktan donarken, o Mısır’da kim bilir ne halledir. Peşine takılmayı istedim ama hem ortamın karışıklığından hem de oradaki arkadaşlarının yemek siparişleri üzerine vazgeçtim. Mısır da merak ettiğim ülkelerden. Özellikle Dimyat. Belki de pek görülmeye değer değildir ama merak işte: ) Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olur muyum acep?

Daha önceki günlerde oraya giden arkadaşları, peynir-sucuk-ekmek ne bulursan getir dediler de bir bavul yiyecek alışverişi yaptık dün akşam. Resmen uzun yol yolluğu hazırladım: ) Ekmekler, kurabiyeler, peynirler, sucuklar.

Yemek olayı yurtdışında en çok zorlandığım durum. O kadar zorlasam da yiyemiyorum. Paris de insan sadece Subwayin sandviçleri ile mi doyar yada elinde çilek paketi peynir reyonunu çilekleri koklayarak mı gezer, Brüksel de tren istasyonunda hala izlerim mevcuttur herhalde. Yağları çok pis kokuyor. Tabii Duseldorf’da işkembe çorbası içmişliğim de var, bu ne yaman çelişki değil mi: )  ?
Neyse bir başka yazıda gittiğim yerlerdeki yemek muhabbetlerini “Türkiye dışında yemek” diye yazacağım, işte bir konu daha çıktı bana: )

Şef gittiğinden, evde çocuklarla tek kalmamak adına anneme taşındım. Aynı sitede oturmanın tüm faydalarından yararlanıyorum. Kardeşimle Behzat Ç. gecesi yaparız dedim ama ne mümkün. Akşam 22 de uyuyan çocuklar uyumaz oldular. Uykuya yenilen Defne’nin aksine uykusu kaçan Semih etrafta pır pır geziyor. Bir çocuk hiç mi yorulmaz?  O var diye de açamıyoruz da Behzat amirimi. En sonunda herkesi uyuttu ama hala kendi ayakta. Bir annemlerin oraya bir benim yanıma dolandı durdu. Sonunda 1 gibi olduğu yere yığıldı. Bizim Behzat amir de yalan oldu.

Şimdi dışarıda çok güzel kar yağıyor. Kar nedense beni çok mutlu edenlerden. Bugünde mutluyum anlayacağınız.

Bir de acaba üşümek psikolojik midir?



Fotoğraf netten

27 Ocak 2012 Cuma

Snow, Krasnaya Ploşad, dream...


Her kar yağdığında nedense aklım kızıl meydana gidiyor, yüzümde hafif bir gülümseme.


Herkese yüzünde gülümsemeli ve fotoğraftaki gibi keyifli bir hafta sonu diliyorum...





















Fotoğraf; cepaynası blogundan.

Uçan balon

Şefin eve işten dolayı geç gelmelerine alıştım artık. Gelene kadar saat 22 de cocukları yatırdıktan sonra uyuya kalıyorum. Geldiğinde bir iki saat kestirmiş oluyorum ve gece çok rahat oturabiliyorum. Aklımda ne varsa o sırada gerçekleşiyor.



Geçenlerde bloglarda dolaşırken görmüştüm bunu ama yapmaya bir türlü fırsatım olmamıştı. Ben çok sade birşey yaptım, üstü kendi zevkinize göre süslenebilir. Puantiyeli stickerlarla yada uzunlamasına şekilli stickerlar yapıştırılabilir. Yada bağlantı yerleri kalın renkli iplerle yapılabilir.

Öyle aman aman çok matah birşey değil. Sadece fikir olması açısından fotoğrafları paylaşıyorum. Çocukların odasındaki lambaya takılıydı bu yuvarlak -adı ne ise-. Tabanı yeni yıl hediyesi konulmuş kese kağıdından çantaydı. Çantanın alt kısmını kestim. Stıcker ile de yapıştırdım.
O stickerlara alma daha doğrusu yaptırma işlemimde tam bir komedi, pazartesi bunu da yazacağım.


26 Ocak 2012 Perşembe

Herşey hayallerle başlamaz mı?

Hani düşünüyorum da, şöyle çok da küçük olmayan -buldum da küçük orta büyük tercihi kaldı-, arka tarafında bahçesi olan, ön tarafında büyük iki kanatlı tahta kapısı olan, önünden genişçene araç yolu olan, caddenin yanında karşı kaldırımdan denizi izleyebileceğim tükkanım olsa.
İçini zevkime göre döşesem, kağıtları kessem yapıştırsam, dikiş makinesi ile aklıma gelenleri diksem, istediğim mobilyaları yapsam.

Bu atölyede istediklerimi yapsam, evime taksam takıştırsam, sevdiklerime hediye etsem. Kafamı dinlesem, oturup sevdiğim şairleri okusam, romanların içinde kaybolsam, ders çalışsam o manzarada, papatyaları toplasam, vazoya koysam. Bahçede küçük bir masam olsa, gelenlerle çay kahve içsem. Günün gazetelerini okusam.


İşte arka bahçesi böyle biryer olabilir mesela: )


Para kazanma telaşına düşmeden bir şeyler üretebilsem. Proje yetiştirmek, kar-zarar çıkarmak, bilanço tutturmak, hesap neden pasifde, ödemeler yapılmış mı derdine düşmeden geçirsem ya günlerimi. Ne güzel olur değil mi?

Yazarken bile içim açıldı siz okurken ne hissettiniz bilmem. Çok mu hayalperestim bilmiyorum. Şu emeklilik için kalan prim günlerim dolsa belki ucundan kıyısından başlarım: )

Şef bunları okumuyordur inşallah, yoksa akşama yine alttan alttan gülerek der “esmişler sana: )”


Şefin de dediği gibi benim bir şey düşünmemem lazım: )

Yaş olmuş 30, ben hala o mu olsun bu mu olsun derdindeyim. Otur yerine diyorum bazen kendime. Gerçekten de düşünme, gel işine, git evine, bak çocuklarına yeter diyorum ama olmuyor işte. Dürtülüyorum resmen. Kanım kaynıyor, sanki 20 lı yaşlardayım ve hayata yenı başlıyorum.

Her şey hayallerle başlamaz mı? Belki bir gün olur… Olmasa da, olmasını düşündüğüm anlardaki mutluluklarım hediyem olsun kendime…

Fotoğraflar netten.

Bademli ay kurabiye

Yemek blogu gibi oldu ama bu da çok beğendim kurabiyelerden biri. Semih'in doğum günü için yapılacaklar arasına girdi bile

 

Tarifini yine portakalağacından aldım. Orda vanilyalı ay kurabiye denmiş ama ben öyle demiyorum çünkü yaparken aceleden vanilya yerine kabartma tozu eklemişim. Sonradan farkettim, gerçi henüz şekil vermemiştim hemen vanilyayı da ekleyiverdim. Benimkiler varsın kabarık olsun dedim ama anladım ki kurabiyelerde kabartma tozunun pek bi etkisi olmuyor...



Orjinal tarifinde -bu da ne demekse- 2 su bardağı un yazıyordu ama benim karışıma çok az geldi 2 su bardağı un. Vıcık bir hamur oldu. 1 su bardağı daha un ekledim. Biraz daha şekil verilebilecek kıvama ulaştı. Birde kavrulmamış bademleri çok fazla ezmedim. Yerken biraz dişe gelsin istedim. Sanırım böyle daha güzel oldu.

Malzemelerine gelince;
  • 3 su bardağı  un
  • 1 tutam tuz
  • 200gr tereyağı
  • yarım su bardağı pudra şekeri
  • 1 yumurta
  • 1 paket vanilin (bunun yerine 3 tatlı kaşığı vanilya şekeri de kullanabilirmişiz)
  • 1 + dörtte bir su bardağı dövülmüş çiğ badem
Hepsini karıştırıp buzdolabında 1 saate yakın beklettim. Çıkarıp, ufak ceviz kadar bezeler aldım, yuvarlak açıp rulo gibi sardım, at nalı şeklinde de kıvırdım. Bir sonraki sefere bezeleri daha ufak alacağım belki daha güzel olur şeklen. Dizdiğim tepside tekrar buzdolabında 15 dakika beklettikten sonra, 170derecede 15 dakikaya yakın pişirdim.
Biraz ılındıktan sonra da pudra şekeri serptim.

Afiyetle: )

Bir de sanırım benim fotoğraf çekme konusunda ders almam lazım. Hiç beceremiyorum: (

25 Ocak 2012 Çarşamba

Elmalı muhallebi tatlısı yada muhallebili elma tatlısı

Tarifin orjinali buradan, portakalağacı adlı siteden aldım.

Ben yaparken bir iki değişiklik yapmak zorunda kaldım. Marketten bisküvi almayı unutmuşum, o kadar hızlı alışveriş yaparsan elbet birşeyleri unutursun diye söylene söylene yaptım bu tatlıyı: ) Dolayısı ile biskuvi ile kapatmadan, elmaların içini doldurup direk servis tabağına kapattım. Evde  kuru üzüm olmadığından içlerine sadece tarçın ve dövülmüş ceviz koydum.



Gelelim nasıl yaptığıma;


Önce 5 elmayı soyup ikiye kestim, çekirdek kısımlarını oydum ve teflon tencereye oyuk tarafları alta gelecek şekilde kapattım. Üstlerine birer çorba kaşığı şeker serpiştirdim. Daha tatlı sevenler biraz daha şeker serpebilirler. Ayrıca muhallebisi bence 6-7 elmayı kaldıracak kadar çok oluyor. Bir sonraki sefere 6 yada 7 elma ile yapacağım. Bir su bardağı su ekledim ve çok da yumuşamalarına izin vermeden biraz pişirdim. Sonra soğumaya bıraktım.


Muhallebisi için de; 

4 su bardağı süt.
1 yumurta
1 su bardağı şeker
3 yemek kaşığı un
1 paket vanilya
2 yemek kaşığı tereyağ.

Tereyağ hariç hepsini karıştırıp kaynattım, muhallebi kıvamına gelince de tereyağınıı ekledim biraz daha kaynatıp, mikser ile çırptım ki daha kıvamlı olsun.

Soğuyan elmaların içine tarçın-ceviz karışımından koyup servis tabağına ters kapattım. Üstlerine de muhallebisini döktüm. Biraz sıcaklığı gidince hindistan cevizi serptim ve buzdolabında soğuttum.

Süper tadından yinmez birşey oldu dicem ama biz yedik bitirdik: )

24 Ocak 2012 Salı

Aysef film gururla sunar...

Yavaş hareket edemiyorum. Yapımda yok, hiçbir şeyim yavaş, sakincene değil. Hep bir “hemen olmalı” halleri içindeyim. Yemek yemem, yemek yapmam, ev temizlemem, yolda yürümem, alışverişim her şey hızlı olmalı. Aheste aheste bir şeylerle oyalanamıyorum. Belki de yaparken tadını kaçırıyorum ama yapı meselesi işte. Kaldırımda önümde yavaşcana yürüyen insanlara hayıflanıyorum, taksici tin tin gidiyorsa ön koltuğa geçip adamı camdan fırlatıp gaza basmak istiyorum, marketteki kasiyer kız paraları yavaşcana sayıyorsa yada pos chazında on kere bir işlemi yapıyorsa kalk ben yapıcam diyesim geliyor, yapıyım mı yapmayım mı edası ile temizlik yapanlara hasta oluyorum, alıp ellerinden bezleri süpürgeyi bir çırpıda bitirmek istiyorum.
Ne bileyim işte her şeyim hızlı ve sabırsızca. Bazen çok yoruluyorum, diyorum kendime dur bir nefes al ama olmuyor işte. Dün de hiç nefes almadan bir çırpıda geçirdiğim anlardan dı.
Şirketten  birkaç saat izin almıştım, önce markete uğrayıp eksikleri aldım, sonra da yapmaya koyuldum. Annem izlemekten yoruldu ve kalktı gitti diğer odaya: )

Çok sevdiğim halamın kızı, eşi ve minik bebekleri misafirimizdi. Geldikleri için çok mutlu oldum. Oğlum için de ablasının oğlunu getirmişler ki, ikisi birlikte yaramazlığın dibine vurdular.

Gündüzden hazırlıklarımı yapmıştım zaten. İşten eve gidince çok rahat oldu misafir beklemek.

Menümdekiler;

Yeşil zeytin piyazı / portakalağacı
Yoğurtlu havuçlu salatası
Minik pizzalar
Açma
Galete unlu kaşarlı börek
Muhallebili elma tatlısı / portakalağacı
Bademli ay kurabiye  / portakalağacı
Milföylü-portakallı tatlılar / portakalağacı











Tariflerini bir sonraki yazıda yazacağım ama isterseniz portakal ağacı adlı siteden de alabilirsiniz.  Bademli ay kurabiye ve muhallebili elma tatlısı favorimdi.

23 Ocak 2012 Pazartesi

Aklımdakiler, yapılacaklar, yapılanlar… Karmakarışığım…


Aklıma bir şey düşmeye görsün. Kaç zamandır dikiş makinesi peşindeyim ya, benim kadar sabırsız biri için bu kadar beklemek bile bir mucize ama beklemeye devam: ) ben gibi birine de bir o kadar sabırlı eş düşsün. İşte Allahın denge olayı burada da baş gösterdi. Bekle dedi Şef, bekliyorum. Sanki beklersem daha da kıymete binecek için diye çok da üstelemiyorum, sabrım sınır gösterisi sunuyor bize.

Tabii beklerken boş durur muyum, oooo aklımdaki projeleri bir bilseniz, nasıl gülersiniz bilmem, kime anlatsam gülüyor çünkü artık anlatmayacağım kimseye : )
Kaç gecedir yatakta kızıma elbiselerden, mutfak önlüklerinden, bez çantalardan bir sürü şey biçtim, kestim, diktim hatta giydirdim, kimin de koluna taktım çantayı yolladım evine…

Tabii bu düşlerin gerçekleşmesi için önce malzemelere ihtiyaç vardı, cumartesi günü düştüm Zeytinburnu kumaşçılarının dükkânlarına. O sokak senin bu sokak benim, onca yağmur da kafamdan aşağı, şapkamı takıyorum at gözlüğü takmışım misali bir şey kaçırırsam korkusuna düşüyorum. Islanma pahasına olsa da hemen çıkarıyorum şapkamı. Oralar toptancı, pek metre işi veren çıkmıyor ama yılmak yok. En sonunda istediğim gibi bir dükkânın bodrumuna düştüm. Kendimi kaybettim. Onlar nasıl kumaşlar öyle. Aslında dikişten süper anlasam hangi kumaştan ne yapılır bilsem belki daha da iyi olurdu ama buna da şükür. O anda o kumaşlardan biri ile hemen çocukların sedir yatağına yastık diktim bile: )  Bir de ucuz. Allahın sevgili kuluymuşum işte. Aldım renk renk kumaşları. Eve dönene kadar neler yaptım o kumaşlarla neler: )


Annemi aradım hemen, koş yetiş kumaşları aldım, kalıbını çıkardım, kesiyorum diye. Hani annem usta terzi ya vardır belki bir bildiği, ilk işimde yanımda olsun dedim. Allahtan çok becerikliyim de sadece izlemekle kaldı annem: ) Önce kalıbını çıkardım, kestim. Süslemelerini ayarladım. Sadece dikişi kaldı. Bekliyorum bakalım sabırla ama bendeki sabır pek beklemeye gelecek türden değil sanırım…
Bittiğinde fotoğraflayıp koyacağım bloğa, kuzenimle bir yaşına girecek kızına hediye olacak ilk işlerim: ) Bunlar o işin kumaşları…

 


Yeni yıl kart etkinliği için hazırladığım kartları gören şirketteki üretim müdürümüz, kızı için istemişti. Bilgisayardan uzak durur 15 tatilde uğraşır, örnek yapar mısın demişti. Bunları da sevgili Elifnur için yaptım.






Şimdi de izin alıp eve gideceğim, akşama misafirlerim için hazırlık yapmam lazım. Bir de bir takım işlerim var hafta sonunda yapamadıklarımdan.
Hazırlıkları yapıp şirkete geri döneceğim, sonra da akşam misafirlerle eve girmiş olacağım: ) İşim çok, kafam karışık…Akşamdan beri menü düşünüyorum…

Yarın yaptıklarımı “aysef film gururla sunar” diye sizlere yayınlayacağım: )



20 Ocak 2012 Cuma

Mutlu haftasonları


Bugünün cuma olması bile beni mutlu etmeye yetti : )




Not; Fotoğrafı yeniresim.com sitesinden aldım

Sponsor aranıyor...


2012 için dilenen dileklerim arasında olan çocuk bezine sponsor bulunması vardı ama tüm aramalarımın sonuçsuz kalması ile artık tabiri yerinde ise eşek kadar olmuş oğlumun bezden çıkması gerektiğine karar verdim. Bunun kararını Defne doğduğunda vermiştim ama bir türlü 1,5 senedir beceremedim. Beceremememin içinde rahatlık olduğunu kabul ediyorum ama rahatlıkda bir yere kadar. Aslında sadece Semih değil, 1,5 yaşındaki Defne’nin de bezden kurtulması lazım. Bazen düşünüyorum da ne zoruma 14 ay ara ile çocuk yapmışım. Deli cesaretim senede bir esiyor işte.

Fotoğraf mı; Semih'in Defne'yi ilk gördüğü an: )


Annem her defasından ben sizi 1,5 yaşında bezden çıkardım diye söylenir. Ben de poklu amerikan bezlerini elimde yıka- kaynat- kurut- ütüle yapsam, 1,5 değil, 1 yaşında öğretirdim diye söylendim ama boşuna tabii…

Bu konuda kadar kitap okudum, o kadar internette dolandım ama bir türlü öğretemedim. Nuh diyor peygamber demiyor.
Hayır 1 paket bez üç gün gitse içim o kadar acımayacak. Her iki günde bir paket bez. Sigara tiryakileri misali benim çocuklarda bez tiryakisi.
Geçen gün baktım evde bez yok, dedim ki bozdurmucam 50 liramı, açtım kumbaralarını aldım bez paralarını, “biraz da kendi paranızla alın canım, her şeyi de bizden beklemeyin” diye söylenerek çektim içinden 25 lirayı. Her sabah kapının önüne bir poşet içinde 10 lira atıyoruz poklar içinde…
Hadi parasını pulunu geçtim pişik olacaklar. Martta 3 yaşı bitecek Semih efendinin, bana doğum günü yapalım demesini biliyor ama çişim geldi demeyi bilmiyor.

Şimdi sizler nasıl becerdiniz bezden çıkarma işini? Allahım ben nirde yanlış yapıyorum??

19 Ocak 2012 Perşembe

Şefin patronu ve Tiyatro

Bizim evde Şef’in patronu hiç sevilmez. Evde çocuklar ne istese patron aldı diye bir şey uydurduk, her şeyi patron alıyor ama bir türlü geri getirmiyor.
Geçen gün boya kalemlerini istiyorlar, önlerinde defter olduğu halde duvarı boyadıkları andan beridir hasretler kalemlere. Ama patron aldı, ondandır boya kalemleri yok. Duvara boya yapmaları için çözüm buldum ama bakalım ne zaman gerçekleştirebileceğim.

Markete gittiğimizde de istekleri çoğalınca yada kumbarayı atmak için bozuk para istediklerinde paramız yok diyoruz. Patron neden para vermedi baba sana diye küçük Emrah modunda ağlamaklı bir hal alıyor kaşı gözü.
Dün akşam kardeşimin doğum günü için annemlere gittiğimizde illa tiyatroyu istiyorum diye tutturdu. Tiyatroyu bir akşam şef kucaklamış getirmiş, her şey çocuklarım için diye.


Tiyatrodaki oyuncuları - Oyuncularımızın isimleri bile var; kara cadı, prens, prenses, aksakallı dede ve kara sakallı dede. Bazen de karagöz ve Hacivat oluyorlar. Hayal gücümüze hangi masalı sığdırabilirsek, uydurma yeteneğimin ne kadar kuvvetli olduğunu da öğrendim: ) - Defne ağzına aldığından beri artık çıkartmıyoruz ortaya. Biraz daha büyümelerini bekliyorum.
Zaten aldığımız her şey onlara üç beş yaş büyük geliyor. Hani eskiden annemler giyecek üst baş aldıklarında kolları, paçaları uzun gelirdi de, seneye de giyerler diye kıvırıp böylecene gezdirirlerdi bizi: ) Bizimki de o misal seneye oynarlar diye hep büyük beden alıyoruz oyuncakları…



Elde edemeyince tiyatrosunu, yatana kadar patrona kızgınlıklarını dile getirdi; halbuki adam Semih'i çok sever, ne zaman görse cebine harçlık 100lira sıkıştırır: )

Semih ile komik diyaloglar #1


Babası ile telefonda konuşuyorlar,

—oğlum sana kar getireyim mi gelirken?
—gerek yok baba, burada kar yağıyor zaten
—peki o zaman öptüm seni.
—baba, ama istersen muzlu süt ve kek getirebilirsin.



-oğlum sen korsan mı oldun?
-Hayır anne, korsanlar evimize girmesinler diye bekliyorum onları.

18 Ocak 2012 Çarşamba

İyi ki doğmuşsun canım...

3,5 yaşımdayken hayatıma girdin, çok kıskanmışım seni: ) Küçüklük resmin yok, seni çingenelerden aldık diye yıllarca kandırmıştım. Ama doğduğun günü hatırlıyorum:) Bizim canımızsın sen.

Bugün benim canım kardeşimin, biricik kardeşimin doğum günü.
İyi ki doğmuşsun, iyi ki benim kardeşimsin.

Seni çok seviyorum. Beni kızdırdığın anlarda da çok seviyorum merak etme: )

Umarım hep birlikte oluruz. Hep yanımda olursun.

Doğum günün kutlu olsun
Mutlu ol senelerce
Sana boncuktan kuş yaptım
Konacak pencere...




17 Ocak 2012 Salı

We love snow: )




Semih kartopu oynayacak diye kahvaltı etti. Sabah yumurtasından kıtkıtına kadar her şeyi silip süpürdü. Hadi oğlum bile dedirtmedi.

İşte o an karı yağdıran Allaha bir kere daha şükrettim: )












Çocukları sardık sarmaladık ve doğrucana bahçeye indik. Bembeyaz güzellik bizleri bekliyordu. Defne hanım yere basmak istemedi. Kucakta da pek keyfi çıkmadı. Korktuğunu çaktırmamak için geçen uçaklara bakma numarası çekti: )

16 Ocak 2012 Pazartesi

Karlar düşer...




İstanbul'da kar yağmaya başladı.

Allahım inşallah biraz tutar da çocukların kardan adam yapma, kartopu oynama hevesleri yerine gelir.



Bu da Kar şiirim olsun, Sezai Karakoç...

Karın yağdığını görünce
Kar tutan toprağı anlayacaksın
Toprakta bir karış karı görünce
Kar içinde yanan karı anlayacaksın

Allah kar gibi gökten yağınca
Karlar sıcak sıcak saçlarına değince
Başını önüne eğince
Benim bu şiirimi anlayacaksın

Bu adam o adam gelip gider
Senin ellerinde rüyam gelip geçer
Her affın içinde bir intikam gelir gider
Bu şiirimi anlayınca beni anlayacaksın

Ben bu şiiri yazdım aşık çeşidi
Öyle kar yağdı ki elim üşüdü
Ruhum seni düşününce ışıdı
Her şeyi beni anlayınca anlayacaksın


Kar, tahinli kurabiye ve demli çaylar...

Cumartesi yağan kar bizim oraları bembeyaz yapmıştı. Çocukların kar sevinci de uzun süre devam etti. Semih’in “anne kar birikince kardan adam yapacak mıyız?” sorusu kar yağışının bitmesi ile son buldu.











Kısa sürse de gözümü şenlendirdi. Ben de midemiz şenlensin diye muhteşem tahinli kurabiyeyi yaptım.



Kesinlikle deneyin, pişman olmayacaksınız. Ama mutlaka koska tahinini kullanın, ben diğer tahinleri de denedim ama tadı koska da bir başka oluyor.
Hem pratik hem lezzetli, böyle tarifleri daha da çok seviyorum. Cevizsiz olanlar Semih için, illa bana cevizsiz yapalım diye tutturdu...

1 bardak tahin ile bir bardak şekeri karıştırın, içine oda sıcaklığındaki 200 gr katı yağı ekleyin, bir tane yumurtanın da sarısını ekleyin- akının üstünde kullanacağız- karıştırın. Üç su bardağı kadar un alıyor, bir tane de vanilya.
Hamur özdeşleşince ceviz büyüklüğünde parçalar alıp, yuvarlayın. Önce yumurta akına sonra da cevize batırıp, önceden ısıtılmış 170-180 derecede pişirin.
Yanında da sımsıcak demli bir fincan çay....


Yerken beni de anmayı unutmayın: ) Afiyetle…

13 Ocak 2012 Cuma

Norah Jones ve Come Away with me

Güne bence güzel bir şarkı ile başlamaya ne dersiniz.

Bu kadının her şarkıda nasıl farklı farklı ruh hallerine büründüğüne şaşırıyorum.

Herkese mutlu haftasonları...



12 Ocak 2012 Perşembe

Bizim evin halleri

Sanmayın ki her zaman böyle düzenli oyuncaklar, sanmayın ki böyle kavgasız gürültüsüz oynarlar : )







Hadi oğlum odayı toplayalım dediğimde "anne misafir mi gelecek?" diye soran bir evlada sahibim, artık nasıl aşıladıysam misafir ve düzeni kendisine...


 
Şimdi de arkadaşı Tarık ve Elif'i beklemekteyiz: )

11 Ocak 2012 Çarşamba

Fotografium Blog ve Canon 600D kazanma şansı.

Fotografium Blog Türkiye 1.si olunca bunu kutlamaya karar vermiş.

Fotografium Canon 600D profesyonel fotoğraf makinesi hediye ediyor! Yarışmaya katılarak Canon 600D , Manfrotto tripod ve Kata sırt çantası kazanma şansı yakalayın! http://blog.fotografium.com/fotografium-canon-600d-hediye-ediyor/ sayfasını ziyaret ederek yarışma hakkında diğer bilgilere ulaşabilirsiniz.

Şimdiye kadar internet üzerinden yada altından hediye anlamında hiç şansım gülmedi, bahtsız bedevi modundayım resmen.
Belki sayemde kazan birisi olur: )

Kardeş sevgisi



Böyle birşey...

















Korsan ürünler ve düşüncelerim!


Şimdi korsanlar hakkında bir iki düşüncemi yazayım.

Türkiye’deki kitapçılık ve yayıncılık endüstrisi üzerine bir case study okumayı çok isterdim. Lakin buna vaktim yok.
Merak ettiklerim, bu sektörün dinamikleri nelerdir, dengeleri nasıl oluşur? Arzı talebi nedir ne değildir?
Mantıkla ve genel ekonomi ve pazar kaideleri ile açıklanamayacak bir saçmalık söz konusu.

Kitaplara gelince, içim çok acısa da, Türkiye gibi kişi başına düsen gayri safi milli hâsılanın bu kadar düşük olduğu bir ülkede kitapların bu fiyatlardan satılması durumunda bir vatandaşın istatistiklere göre 6 yılda bir kitap okuyor olması gerekmekteymiş.

Hiç tıp fakültesinde okuyan tanıdığınız var mı? Benim etrafımda tıp fakültesine girebilecekken maddiyatından dolayı mühendislik seçenler var. Aynı şekilde Anadolu liselerinde-öğretmen liselerinde özellikle yabancı dil kitapları deli paralarla satılıyor.

Cdler…
Eğer ki bu kadar korsan cdler olmasaydı şimdilerde bu kadar genç insan, meslek sahibi insan ne web tasarım, ne program dilleri, ne yazılım ile ilgili bilgi sahibi olamazdı. Okuldan yeni mezunsun bir şeyler öğrenmeden Türkiye’de kimse seni işe almaz, alsa da üç kuruşa çalıştırır. Sömürür, etinden sütünden sonuna kadar yararlanır. Kendi kendine bir şeyler öğrenebilen-bu benim hayattaki en önem verdiğim şey, kendi kendine öğrenebilmek- gençler alır bu cdleri bir güzel öğrenir.
Deli gibi kar yapan firmaların orijinal olmayan Office programlarını kullanmalarına sonuna kadar karşıyım. Orası ayrı.

Korsan taksiler olayı da ayrı bir sorun. Ticari taksiler vergimiz var filan diyorlar ama iki sene boyunca şirkete taksi ile gelip giden ben bir kere istemeden fiş alamadım.
Ticari taksi şoförü ile yaptığımız bir muhabbeti aktarmadan geçmeyeyim. Adam evine internet bağlatmış, tabii ki binada ki 4 eve de kablo çekilmiş. Diyor ki, “abla böyle ev başına 10 lira düşüyor, yoksa çok pahalı”. Gerisini siz düşünün.

10 Ocak 2012 Salı

Korsan kitaplar ve biz


Korsan kitaplar hakkında ne düşündüğünüzü merak ediyorum. Sizce Bilgiye ulaşmada her yol mübah mı?
Tabii ki düşüncelerimizi yorumlarken birkaç hususu dikkate almayı unutmayalım.

—kitap alıp okumak için yeterli ekonomik gücü olmayanları
—kitap yazarının düşüncesinden-taslağından-editörlüğünden-yayınevine-matbaasına kadar emeği geçenlerin hakkını
—neden Türkiye’de orjinal kitapların bu kadar fahiş fiyata satıldıklarını
---sadece roman-şiir-hikaye kitabı değil de, liselerde-üniversitelerde okuyanların ders kitaplarındaki uç fiyatları
---Korsan kitap ile orjinal kitap arasındaki kalite farklarını
—Sadece korsan kitap olarak değil de belki de korsan film-müzik-taksi vb. türlerinin kullanımını

Bu şekilde bir sürü seçenek üretilebilir belki.

Ben özellikle kitap konusuna takılmış durumdayım. Kendi düşüncemi de en sonunda yazacağım, öncelikle sizlerin ne düşündüğünü merak ediyorum.

9 Ocak 2012 Pazartesi

Bir alana bir bedava...

Çocukları satabileceğim birisi olduğunda benden keyiflisi yok, kim ne derse desin bir annenin kesinlikle kendi başına kalacağı zamanları olmalı. Yoksa sıyırıyor ve en çok da ev ahalisine sarıyor. Canım bu da can, bünyede bir yere kadar. Değil mi?
Bizim iki tane bir yaş ara ile çocuğumuz olduğundan birine bakmaya talipli olan diğerinde arıza çıkarabiliyor. Bir alana bir bedava diyorum anlamıyorlar: ) Sanırım satış politikamı düzeltmem lazım: )
Çocuk devir teslim törenlerinde bana en çok yardımcı olanlardan biri annem, diğeri de büyük görümcem. Hatta sadece ikisi: )  Zaten Semih’in hala aşkı dillere destandır. Geri dönerken beni halamdan götürdüğün için seni sevmiyorum diyen bir evladım var: )
Cumartesi günü halasının izin günü olduğundan soluğu sabahın sekizinde Beşiktaş’ta aldık. Aslında niyetimiz Ihlamur kasrına gitmekti ama hava şartlarından olmadı.
Çocukları bıraktığımız gibi arkamıza bile bakmadan-arkamıza bile bakılmadan- Beşiktaş sokaklarından Eminönü’ne doğru yol aldık. Şark Handa biraz bakınmak istedim ama pek aklıma göre bir şeyler yoktu. Yine de ıvır zıvırlarla döndük. Bu kalemleri binadaki çocukları sevindirmek için alsam da en çok ben sevindim. Uçlu kalem kullanamayanlardanım. Mücevherlerimi koymak için de iki küçük sandık: )



Bizim gibi işinden dolayı dağ başında oturanlar bilirler, insan şehrin merkezine indi mi, insan içine karıştı mı nasıl kendinden geçer. İşe yakın oturmanın etinden sütünden yününden sonuna kadar yararlansak da şehre indik mi oraya buraya saldırırız.

Beşiktaş’a döndüğümüzde o kitapçı senin bu kitapçı benim dolanmaya başladı şef.
Sepetimize düşen kitaplar bunlar.
Şef ile benim tarih merakımızı- bilgimizi diyerek ukalalık yapayım- daha doğrusu şefin bilgisini bilmeyen yoktur. Kocacım diye demiyorum o anlatsın sen dinle durumu: )
Elimdeki Bir İtalyan Masalı bitse de bunlara başlasam.
2013 yılında İstanbul Üniv. Tarih bölümünde okuyacağımı da yazmış mıydım?

6 Ocak 2012 Cuma

Sevgili Şefim...

Haftanın son gününü böyle ter ve sigara kokulu bir yazı ile mi bitirecektim, tabii ki hayır.
Şimdi bloğumu çok sık-günü gününe takip etmeyen adama-şefime sesleneceğim.
Sanırım blog yazmanın güzel yanlarından biri de bu. Söze dökemiyorsun ya da söylendiğinde karşı tarafın işine gelmiyorsa söylediklerin, duydukların ile hevesini kırıyorlar falan filan.
Ama yazıda en fazla alta yorum yapabiliyorlar: )

Canım, seninle acı tatlı, güzel çirkin, kederli sevinçli koskocaman ama bir o kadar da arkamı döndüğümde kısa gelen 6 yılı paylaştık. Bu 6 yıla neler sığdırmadık ki. En önemlisi iki tane sağlıklı-akıllı-uslu olmayan-heyecanlı-neşeli-durdan sustan anlamayan iki evlat.

Şimdi bu yazıya bu kadar giriş yapmaya değer mi sözün özü, buna sen karar ver: )

Ben işte bu dikiş makinesini çok istiyorum. Hayal ediyorum. O dikiş makinesi ile ortaya çıkardığım güzellikler gözümün önünde dolanıyor.
Buna karşı çıkışını anlamaya çalışıyorum ama inan ki düşündüğün gibi olmayacak, kendimi yormayacağım. Söz geceleri de uyuyacağım. Zaten gece dikiş dikilmez ki, alt kat komşularımızın sabrını zorlamaya gerek yok değil mi?  Zamanı iyi kontrol edebilirim, çocukları uzakta tutabilirim iğneden-düğmeden-iplikten: )

Beni düşündüğün için çok ama çok mutluyum. Buna sahip olduğumda bil ki bu mutluluğum daha da artacak ve sana yol-su-elektrik olarak geri dönecekJ

Sonucu ne olursa olsun, Seni çok seviyorum, iyi ki yanımızdasın.

Herkese mutlu haftasonları.

Ter ve sigara kokusu...

Dün şirkette biraz hoş olmayan tavır sergiledim. Ama mecbur kaldım çünkü katlanamadım daha fazla.

Yeni bir sistem almak istiyoruz-yani patron istiyor: )- ve bu sistemin takibinde ben olacağımdan, toplantıya iştirak etmem farz oldu.
Muhatabımız olan satıcı firmanın temsilcisi beyefendi geldi ve işte o anda olanlar oldu.
Yuvarlak masa etrafında toplandık ve işte oturduk falan. Sonra temsilcinin dizüstü bilgisayarından demo gösterisi için mecburen adamın yanındaki sandalyeye oturmak zorunda kaldım.

Aman allahım o nasıl bir sigara kokusu, o nasıl bir ter kokusu anlatamam. Öldüm resmen. Uzak durmaya çalıştım, sırtım oturduğum sandalyenin arkasına yapıştı resmen geri durmaktan. Ama nafile. O pis kokuyu hala burnumun dibinde kokluyorum.

Bu tavırlarımdan genel müdürümüz anlamış olacak ki, ben bahane bulup masadan kalkıp geri döndüğümde, “ben o tarafa geçeyim, sen bu tarafta dur istersen” diyerek beni bir nebze uzaklaştırarak  kendini feda etti. Sonra pişman olmuştur muhtemelen ama iş işten geçti: )

Şimdi sen bir müşteri temsilcisisin, satış personelisin, insanlarla devamlı iç içe olan birisin, bu nasıl bir vurdumduymazlıktır, nasıl bir rahatlıktır valla çok sinirlendim. Sabah çıkarken bir duş alır insan, sigarasını da ne bileyim kokmayanından içer yazacam ama kokmayan sigara var mı onu da bilmiyorum. Sakız filan alabilirsin ağzına birkaç dakikalığına- sakız çiğnemesine de ayrı gıcık olanlardanım da- neyse insan biraz dikkat etmeli bence, toplum içinde yaşıyoruz, bu kadar kimseyi rahatsız etmeye hakkımız olmamalı.

Sanırım bendeki hoşnutsuzluğu da anladı... Ne yalan söyleyeyim giderken tokalaşmak bile istemedim.

5 Ocak 2012 Perşembe

Ahh annenin gözleri…


Semih’in son zamanlardaki en büyük ilgi alanı mutfak tezgâhı. Tabureyi çeker, üstüne zıplar ve ne var ne yok karıştırmak ister. Ben bir şeyler yaparken de “anne ben nasıl yardım edebilirim” sorusunu hiç bıkmadan defalarca, ona bir şeyler verene kadar sorar. Eğer ki o an kendisine göre iş yoksa “anne neden yardım edemiyorum” sorusuna maruz kalırım.

Defne henüz tabureyi çekip üstüne çıkamadığından tek yönden abluka altındayım. Abisi tezgah kenarındayken kendisi de yerde nasıl nereyi karıştırabilirim diye dolanır. Biri yukarda diğeri aşağıda, aslında tek taraflı abluka değil de altlı üstlü çevrilmişim de şimdi yazarken fark ediyorum.

Sofradan her zaman ilk Semih kalkar. Boğazına olan düşkünsüzlüğü beni çileden çıkartır. Tabii biz sofradayken, mutfak tezgahı boş kalsa olmaz diye düşünür ve tabureyi çeker. “anne limon verebilir miyim” “anne su ister misin” gibilerinden tezgah üstünde nasıl bir şeyler yaparım hesabı yapar.

Akşam ben yemek yerken arkamdan sessizce tabureyi çektiğini hissediyorum
 “Semih seni görüyorum, in aşağıya” dememle,
“anne senin iki tane gözün var, arkanı nasıl görebiliyorsun”
Cevabını aldım. Şimdi hissediyorum desem olmaz, arkamda gözüm var desem hiç olmaz. Anneler her şeyi görür diye çıkıverdim işin içinden.

Sabah annem kapıdan girer girmez ananesine;

“Anneanne biliyor musun, annem her şeyi görebiliyor”

4 Ocak 2012 Çarşamba

Başlığı siz girin

Yazmış ya, okurken sadece ağladım.

http://www.pecetedennotlar.com/

Asteroit, tam tahıllı ekmek ve kaynayan akşam yemeği.

Üçü arasındaki bağlantı mı bakın nerden oluşacak.

Her şey, akşam yemeğinin her zaman ki çekirdek aile modeli üyelerinden şefin geleneksel işten geç gelmesinden dolayı üç kişi ile başladı. Bu şikâyet barındıran cümleye daha sonraki yazılarda değineceğim…

Çocuklar ile mutfakta yemek yerken, “oğlum hadi iç çorbanı, kızım hadi püskürtme yemeği, oğlum kalkma yerinden, kızım ekmek de ye” diye benim çırpınışlarımla devam ediyoruz.
Değişiklik olsun diye değil iş çıkışı markette normal ekmek bulamadığımdan poşet içindeki tam tahıllı dilimli ekmeklerden almıştım. Çocuklara da değişik geldi ve zaten yemek yememek için bahane arayan çocuk tabağındakini bıraktı, ekmeği kemirmeye başladı.




Ne olduysa işte bu anda oldu.
Bir hışımla masadan kalktı, benim yemeğini bitir diye seslenmelerime aldırış etmeden odasına koştu. Elinde benim geleceğe yatırıma amacı ile aldığım kitabı ile geldi.

İş Bankası yayınları çocuk kitaplarını çok beğenirim. Çocuklar büyüdüğünde bulamam diye 7-8-9 yaşlarına göre olan kitapları da toplamışlığım var. Sağ olsun iş bankasındaki arkadaş sayesinde de indirimli alıyoruz.


Neyse kitaptan birkaç sayfa çevirdi ve Asteroit resminin üstüne ekmeğini koydu.




“anne bak bunun gibi” dedi, ben şok tabii. Sen hangi ara onu düşündün, hangi ara aklına geldi de oradan onu bağdaştırdın.”bana bunu anlatır mısın?” diye devam etti.
Üstüne bir de “anne bak patatese de benziyor” demesin mi?







Ben geçiştirmeye çalışsam da beceremedim. Tutturdukça “hadi” lerinin tonu arttı. Dünya’dan girdik, güneş’ten çıktık, ay’a geçtik, mars’da yaşam olmadığına karar verdik.   Hepsini yuvarlaklıklarından dolayı birbirine benzetmeye başladı. Sonra nasıl ayırabiliriz diye kendi kendime söylendiğimde “anne renkleri farklı” diye bana akıl verdi.


Ve böylece akşam yemeğini arada kaynattı.

3 Ocak 2012 Salı

Hangi taraftasın karar ver.



Pazarlıkçı, kıskanç, kaprisli, hırsın her türlüsüne sahip bedenler var ya işte onlar beni yormaya yetiyor. Bunları ruhlarında taşıyanlar nasıl bu ağırlıkların altında ezilmiyorlar şaşırıyorum. Ahh o kapris ve hırs var ya insanın ömründen ömür götürür...









Bir de böyle ufak tefek hediyelerle, sürprizlerle mutlu olanlar var, hani gözleri gülenler. Sonra seni huzura bulayanlar. Sonra yanımda olsun dediklerin. Onların sitemleri yoktur, sımsıcak nasılsın der de eritir her şeyi.






İşte sen hangi tarafta olacağına karar ver…





Kareler netten.