Sayfalar

29 Haziran 2012 Cuma

Kriz anları...

Kaç gündür hastaneye gidip geldiğimizden, çocuklar da kim boşta ise onun eline kaldılar. Kim boşta dediğime bakmayın, boş olanlar dönüp dolaşıp annem-Şef ve ben'den oluştu. Öğlene kadar Şef baktı, öğleden sonra ben, akşama da annem. Şefin baktığı vakitlerde çocuklarda "sınır" denen birşey kalmadı. Sınırsız özgürlük sundu babaları, onlarda hayır demeden tadını çıkardılar işte. Öyle aştılar ki kendilerini şu an toplamak mümkün değil. İstedikleri yapılmaz ise öyle zırlak, ağlak bir hal içine giriyorlar ki içler acısı. Herşey "istediklerinde olsun" halleri içindeler. Babasının peşinden "ben de işe gitcemmmm"diye ağmaklı kapı kapatıyoruz.
Hiç ama hiç haz etmediğim çocuk davranışları sergiliyor ki biz hiç alışık değiliz bu duruma. Annemin oluşturduğu bir düzen vardı, yeme saatleri/uyku saatleri belli idi. Laf söz dinleyen, "hayır" ı anlayanlardı. Bir kaç haftalık el değişikliği ne kadar çabuk etki etti anlamadım.

Çocuklar Şef'te iken pek mutlular aslında, evde zaptedemediğinden devamlı dışardalar. Arıyorum, nerdesiniz? Kah oyun parkındalar, kah AVM lerin birindeler, kah bir ağaç gölgesinde yatıyorlar. Ama asla evde değiller... Kahvaltıdan sonra kendilerini nereye atcaklarını şaşırmış halde saldırıyorlar dışarıya. Şef görevini en iyi şekilde yapmış olmanın!!! rahatlığı ile görevi öğleden sonra devrediyor bana.  Sonra işinin başına dönüyor...


 Ve ben tamam iş başındayım, işten kaytarmıyorum ama aynı hizmeti de veremediğimden çocuklar bende başkalaşıyor. Farklı tepkiler vermeye başlıyorlar. Öyle babalarında iken sergiledikleri mutluluk çığlıkları sesini gitgide kısıyor. Kelimeler azalıyor, cımbızla ağızlarından almaya başlıyorum cümleleri...
Bir yandan evi toparlamaya uğraşıyorum ki son zamanlarda hiç toplanmıyor! o da ayrı bir mevzuu, bir yandan da çocuklarla hani şu kaliteli!! vakitlerden geçirmeye çalışıyorum. Bir yandan da şirketteki işler yürüsün derdindeyim. Ne derdime ise, herşeyi dert edinmekte üstüme yoktur.

E haliyle çocukların tavan yapmış mutluluk hormanları benimle iken yerlerde sürünmeye başlıyor. İçimden alıp başımı gitsem diyorum iki çocukla, Şef gibi vursam kendimi sokaklara ama güvenemiyorum ki kendime, sırtımda çanta, iki elimde iki çocuk... Biri bir yana diğer diğer yana koşarsa naparım diye düşünmekten adım atamıyorum dışarı. Evde koltuk tepesinde varsın zıplasınlar diyorum aşağıdaki komşu şikayete çıkana kadar. Eski sünger yataktan kayak yapıyorum onlara, kayaktan sıkılınca da köprü oluyor iki koltuk arasında zavallı yatak... Birbirlerini iterek kayıyorlar, aklım çıkıyor düşeceklerde birşey olacak diye. Kek/kurabiye yapıyoruz, etraftaki oyuncak dağınıklığına bir de un/yumurta dağınıklığından oluşan tezgah dahil oluyor.

Benim gibi iki çocuklu anneleri, hatta en çok ikiz annelerini düşünüyorum hep bu anlarda. Acaba ne yapıyorlar, acaba ben baştan beri bir düzen oluşturmadığımdan mi zorlanıyorum, yoksa "eksik kadınlık" gibi "eksik annnelik" denen birşey mi var. Bunu kendimde sorgulamaktan da yoruldum.
Sanırım anne = ev = çocuklar olmalı.  Aralara eşitliği bozacak faktörler girdikçe düzen filan kalmıyor...

Çocukların kim boşta ise onun eline düşmesi, "annem/Şef ve ben"den oluşan üçgenin sivri köşelerine çarptıkça biraz daha sivrilmeleri canımı sıktıkça ve etraftan bir allahın kulu da "bir iki gün biz bakarız, geliriz" demedikçe iyicene gerilmeye başladım. Hatta hiç unutmuyorum "yakın akraba" diye tabir edilenlerden birisi henüz çocuklarım olmadan hamile iken "çocuğu olan çıksın işten, kırsın dizini çocuğuna baksın demişti". Bunları duymuş birinin böyle kriz anlarında birilerinden medet ummasının da anlamsız olduğunun farkındayım ama umut işte...
Neyse konuyu dağıtmayayım. Bu zamanda "tırnağın varsa kafanı kaşı "derler ya işte o nefes aldığın her an için doğru sanırım.  He bir de "ne varsa ananda vardır, gerisi yalandır" da çok anlam bulan bir söz bu zamanda... Böyle anlarda keşke üç dört kardeş olsaydık diyorum hep...

Kaç gündür kreş arayışı içindeydim. Çocuklarım 2 ve 3 yaşlarında, aslında henüz bana göre kreş için çok küçükler. Kreşten vazgeçtim ve bir aylık yaz okulu için bakınmaya başladım. En azından babam biraz kendini toparlayana kadar...
Bir kaç yere gittim. Görüştüm fakat öyle bir piyasa yapmışlar ki, herkes kendince en iyisi. Fiyatlar da uçmuş zaten, çocuk başına en beğenmediğim yer 500 TL istiyor, varın gerisini siz düşünün, e birim fiyatı çarp iki ile, yada hiç çarpma: )  
En iyisini aramadığımdan "en iyisiyiz" diyen yerleri baştan eledim zaten. "en iyisi" diye bir şey yoktur çünkü. Özellikle telefonda üstüne bastıra bastıra "güvenlik", "hijyen" kelimelerini sarfedenlere hiç uğramadım bile. Çünkü bunlar duyma ile değil görme ile anlaşılabilir. 
Dün akşam gittiğim bir kreş içime çok sindi. Referans ile gittiğimden belki de 1/0 önce başladılar. İki bayan ile görüştüm, ikisi de konuşurken içimden "tamam burasıdır" dedim bile. İşyerime de evimize de yakın kreş. Henüz okulun içini görmeden dedim bunu ama bu bir hissiyattı. Gezince kreşin içi de temiz, bakımlı göründü gözüme. Pazartesi başlatma düşüncesindeyiz, bakalım hayırlısı...

Ve umarım herkesin gönlünce bir haftasonusu olur: =)

5 yorum:

  1. Ayşegülcüm ne diyeyim gazan mübarek olsun... Aynı şeyleri yaşamıştık annemin hastalığında...
    Dilerim baban tez zamanda eski sağlığına siz de kendi düzeninize kavuşursunuz.

    Çokk öptüm

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sanırım çalışan tüm annelerin başına geliyor bu tarz durumlar.

      Umarım Lale abla, umarım...

      Sil
  2. İşin zor Ayşegül`cüm.
    Çocukların en sevdiği durum kaos ortamıdır. Fırsatlardan yararlanmayı çok iyi bilirler. Bizim evde bu durum yatılı misafir gelince olur. Yeterince ilgilenilmediğinden azarlar:)
    En ideali ne dersen, çocukların tek elden büyümesi derim. Bizim evde 'hayır'ın anlamı hayırdır. 'Evet' e dönme ihtimali yoktur. Ben böyle karar vermişsem eşim de buna uyar. Geçen bloğumda yazdığım gibi yapılan araştırmalar sınır koyulan çocukların çok daha mutlu olduğunu ispatlıyor. Çünkü çocuk neyin doğru, neyin yanlış olduğunu daha kolay kavrıyor. Sınır yoksa elindeki tüm kozları kullanıp zorluyor. Hele bir de anne baba söylediğinden, yaptığından emin değilse evlere şenlik, çocukların oyuncağı haline geliyor.
    Babacığına acil şifalar diliyorum...
    Not: Çocuklara bu şekerlerden çok yedirme:)Süt dişleri önemlidir, ne kadar çok ağızda kalırsa çıkacak olan dişleri de o kadar iyi olur. Şekerli bir şey istiyorlarsa en masumu sütlü tatlılar ya da bir parça çikolata.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir süreç diyorum canımı sıksa da, geçip gidecek...

      Annem şimdiye kadar tekelini ilan etmişti ama dediğin gibi kaos bir fırsat ve değerlendiriyorlar. Kimbilir belki de bundan bile birşeyler öğreniyorlardır çocuklar da. Öyle avutuyorum kendimi.

      Çok teşekkürler babam taburcu oldu, pil bekliyoruz...

      Not: Bu şekerlerden şimdiye dek 2 tane yediler, biri Lille'de biri de Taksim'de. üç yaşına kadar iki taneden birşey olmaz değil mi: )

      Sil
  3. Olmaz olmaz:))Sağda solda doğum günlerinde falan yiyecekler mutlaka, onlara ben de engel olamıyorum:)

    YanıtlaSil