Sayfalar

9 Mayıs 2012 Çarşamba

Emre Belözoğlu'nun siniri ne ki_?

Aslında o kadar çok gerginim ki, son Fenerbahçe maçında ki Emre Belözoğlu'nun siniri/üzüntüsü benimkinin yanında solda sıfır kalır...

Tek farkımız henüz dışarı vuramadığımdır. Boyun/el/kol damarlarımın dışarı vurarak karşımdakinin suratına saydıramadığımdır...
Öyle sakinleşmek için bardak kırmak, su içmek filan bu sabah ki gerginliğin çözümü olacak gibi değil.

İnsanlar karşısındakini birşeyleri düşündükleri için kendilerinden fedakarlık edip birşeylerinden vazgeçtiklerinde gerçekten saf, hiçbirşeyden anlamaz mı zannediyorlar anlamıyorum...
Anladığım bu hayatta BENCİL/UMURSAMAZ olacaksın.
Önce "BEN" diyeceksin ki kıymete binesin. Karşındakini düşünürsen, önce evim ocağım dersen, anam-babam-oğlum-kızım-kardeşim-arkadaşım-eşim-dostum dersen, şu üzülecek mi kırılacak mı diye kendine dert edinip, isteklerini ertelersen yada vazgeçersen karşındakinin gözünde "HİÇBİRŞEY BİLMEYEN, YAPAMAYAN, SAF, O ZATEN ÖNEMSEMEZ, O BİRŞEY BİLMEZ, O KIRILMAZ, O ÜZÜLMEZ, O BİRŞEY ALAMAZ" biri olup çıkıyorsun...

Bir de pişkince "yapsaydın, alsaydın, etseydin, yeseydin, gezseydin" muhabbeti yapıldığında karşımdakinin kafasına demir dökme tava ile vurasım geliyor.
İşte o an öyle bir gözüm kararıyor ki, içimden neler saydırdığımı kimse tahmin edemez. Sanki o an ben ben olmaktan çıkıyorum. Sonra beş/on dakika önceye bakınca ben bile kendimi tanıyamıyorum. 

Nasıl olduğun değil, kendini nasıl gösterdiğin önemliymiş, geç oldu ama çok şükür dank ettti de sabah sabah anladık.







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder