Sayfalar

26 Aralık 2012 Çarşamba

Yılı erkenden kapatsak mı?

Bu da böyle olsun. Eski fotoğraflı yine: (

Fotoğraf makinam yokya, yazasımda yok.
Yaptıklarını cep telefonun ile çek diyen onca hayranıma sesleneyim bir kez daha: ) Benim cep telefonum bir tek konuşmaya arada da mesaj yazmaya yarıyor o kadar. Öyle müzik dinleme, internete girme, fotoğraf çekme gibi atraksiyonlu işleri bilmez. Zaten gerek de yok bilmesine.

Ne yalan söyleyeyim makinam ile aramda böyle derin bağ oluştuğunu hiç bilmiyordum. Bir eve gelsin sanırım Şef'ten önce ona sarılcam: )  Şaka bir yana evin adamı olmayınca zor oluyor. Sözde yarın akşam evde olacaktı ama olmadı ertelendi. Cumartesi hasretlik bitecek sanırım, yani inşallah. Zira 2 çocuk ile hem anne hem baba rolünü uygulamalı olarak üstlenmek çok zormuş. İşten eve gittiğimde daha oturamadan çekiştirmeye başlıyorlar sağlı sollu: )

Neyse çok mızmızlandım. Yılın son günleri, güzel güzel bir şeyler karalamak lazım ki, yıl güzel bitsin, yenisi de güzelinden başlasın.

Eskiyecek yılın muhasebesini yapmayacağım, çok şükür sağlığımız yerindeydi yetti bize.
Yeni yıldan da öyle aman aman taleplerim yok, son günlerde çokca ön plana çıkmış bebek olmayan göbeğimden kurtarsın beni yeter. Çocuklardan fırsat bulursam dileğim bir spor merkezine gitmek yada site içersinde sabah erkenden yürümeye başlamak. Bol sporlu yıl olsun diyeyim yada göbeksiz: )

Bir de gezmek istediğimiz yerler nasip olsun bizlere ve isteyen herkese. Öyle çok ki görmek istediğim yerler. Defterimde sayfalar olmuş.
Gittiklerimin üstünü çizsem de gitmediklerimle bakınıyoruz öyle. Mesela şöyle bir Edinburgh Kalesi’nden başlayan bir İskoçya seyehati nasip olsa, Walter Scott’un anısına tasarlanmış Scott Monument kulesindeki görkemin altında küçülsek, oraya kadar gitmişken Leith'e uğramadan dönmesek, Edinburgh Zoo 'da çocuklarla penguen geçit törenini izlesek falan filan diye gider: )

Herkes nasıl mutlu olacaksa öyle bir yıl olsun: )



17 Aralık 2012 Pazartesi

Fotoğraflanamayanlar...

İnsanın fotoğraf makinası olmayınca çok zor oluyormuş gerçekten. Ki ben hiç anlamam fotoğraf çekmekten. Işığını, kadrajını  ayarlamaktan filan. Ama yine de insan çekmek istediği anda yanında yoksa bir tuhaf oluyor. Meğerse ben alışmışım makinamıza. Ellerimden kayıp gidince anlamışım değerini de! Hele bir gelsin, evde orda burda sürünmesine de izin vermicem, hele bir dönsün vatanına yurduna, yamacımdan ayırmayacağım: )

Aslında niyetim 2012 en'lerini yazmaktı ama bunun için önce biraz düşünmem lazımmış. Öyle paldır güldür olmuyormuş anladım, artık bir sonraki konu da bu olsun blog için... Hani bir önceki yazımda dedim ya dilek ve şükür defteri diye! Şimdi yazacağım mesela dileğimi, aklımdan geçirirken bile gülüyorum ben kim nasıl kabul etsin bu dileğimi diye yazmaktan vazcayıyorum: ) Ki Allah korusun birinin eline de geçerse kim bilir ne dalga konusu olurum diyerekten erteliyorum yazmayı, o zaman da diyorum ki ne anlamı kaldı dilek ve şükür defterinin???
Neyse bir yazıp iki silmeli olur benimkisi de en güzelinden: )

Hafta sonu Kaset cafe'nin yeni açılan ikinci yerinde idim. Beşiktaş barbaros bulvarında, çok güzel çok nezih bir mekan. Birincisine göre bence daha nezih daha elit duruyor. Hem kocasız hem de çocuksuz, sanki üniv.yıllarımdaymışım gibi iki üç saat geçirdim. Cumartesi akşamı da film müzikleri gecesi varmış. Öyle güzel filmlerin müziklerini çaldılar ki, insan içine çıkmayı özlemişim dedim: ) En sondaki masayı özellikle seçtim, ordaki kalabalıktan sıyırdım kendimi, bir başka alemdeydim sanki. Özlem'in hediyesi Kış günlüğünü okudum, bira, çerez ve o güzelim müzikler eşliğinde. Evet tektim: ) Ve ben o anı fotoğraflayamadım: (
Sonrasında iki güzel kız eşlikçim oldu ama onlar gelene kadar ben tadına varmıştım herşeyin...

Şimdi eskilerden bir kaç kare ekleyeyim: )






14 Aralık 2012 Cuma

Böyle karmakarışık...

Son günlerde göçebeyiz.

Kamp kurduğumuz annemin evinde hasta iki çocuk ve akşamları hazır ev yemeğine konan bir ben eşliğinde yılın son günlerini tüketiyoruz. Bu durumdan en çok kardeşim rahatsız, arada bağrınıyor "al çocuklarını git evine" gibilerinden ama pek oralı olduğum söylenemez. Bu arada tv deki her akşamın dizilerini birer ikişer takip eder oldum son bir haftadır. Aman Kuzey Güney kaçmasın, aman Seksenler başlamadan yemek bitsin: ) Biz evde tv dizilerine göre yaşamadığımız için garip gelse de durum ortama ayak uyduruyoruz...

Bu kışın hastalığına bir yakalandık kurtulamıyoruz da, daha kış yeni başladı. Çocukları annem iyi ediyor, okula gidiyorlar hooppp ertesi gün salya sümük dolanıyorlar. Annem de "göndermiyorum bu kış çocukları" der durur son günlerde. İki çocuk ile pek rahat sanırım evde. Bana kalsa sal çocukları okula. Bazen delleniyorum çünkü evde. Ne dur biliyorlar ne sus. Birbirlerini kışkırtmakta da üstlerine yok. Olmaz dediğim şeylerde birbirlerine bakıyorlar uzun uzun, bakalım kim önce olmazı olur yapacak diye??? Genel de Defne bozuyor, Semih devam ettiriyor: )

Bizim çok bilmiş Semih her geçen gün boyundan büyük lafları ile bizi şaşırtmaya devam ediyor. Son günlerde "neden kitap okuyamıyorum, neden sen okuyorsun da biz dinliyoruz" gibilerinden laflar duymaya başladık.
Dün de ananesine çorbasından ikram etmiş. Ananesi de "sen iç ben içmeyeceğim" deyince "yoksa gribim sana geçer diye mi içmiyorsun anane" diye soruvermiş: )

Son günlerde gördüklerimden İstanbul Tasarım Bienalinde Musibet sergisine kıyısından ucunda yetişerek gittim. Fotoğraf makinamı Şef'e kaptırmış olmamın hüznü ve ağırlığı ile bakındım durdum sadece. Tabii ki çok etkilendim "vayy bee" dediklerim oldu. Ama anlatmam, kelimelere dökmem imkansız. En güzelinden Semi blogunda "Nasıl birşey o" başlığı ile anlatmış, fotoğraflamış. Gidemeyenler baksın derim.

Ve koca bir yılı bitiyoruz işte. O değil de yaşlanıyorum ve yapamadıklarım peşimden nanik yapıyor bana. Yine de önümüzdeki yeni yıllar için şükür ve dilek defteri yaptım kendime. Daha önceleri de yazardım ama herşeyi not aldığım karalama defterine çiziktirirdim aklıma geldikçe. Bu defa özelinden olsun istedim ve kimsenin eline geçmesin: )

2012 yılı bitmeden, yılın son dileği olsun bu fotoğraf: )





10 Aralık 2012 Pazartesi

Eminönü ve Kadıköy çıkartması benden: )

İstanbul'un anadolu tarafını pek bilmem. Gittikçe gezdikçe güzelmiş diyorum şimdilerde: ) Herkes yazmış ama bir de ben yazayım istedim.

Perşembe günü doktor kontrolüm sonrasında arkadaşlarla buluştuk ve eminönünün altını üstüne getirdik. Teyzemin gelini ve teyzemin kızı birkaç haftaya doğum yapacaklar, aklımda onlara yapacağım hediyeler vardı eksik olan sadece malzemeleri idi, onlar da alındı: ) Şimdi yapması ve kargosu kaldı: )


Fotoğraf yine Natali'nin bloğundan: )

Cuma günü de onlarla olmaktan mutluluk duyduğum blogcular vardı: )
Lale Abla( Lalenin Bahçesi), Natali (Baykuş Gözüyle), Hayata dair (Gülşah), Özlem (Macera Kitabım) Rezzan Abla, Didem( Didemin Güncesi), Zeynep( Düşlerin Rengi) ile Kadıköy'de Seyhan Cafe'de buluştuk.  Ben daha eminönüne varmadan içimden; "bir benim bu havada vapura binecek herhalde diye" geçiriken, vapurun dolu olmasını görünce "beni yalnız bırakmayan eminönü-kadıköy vapuru yolcularına teşekkür ettim": )  Vapurdan iner inmez iskele karşısına bakınmaya başladım ve Seyhan cafeye ulaştım...
Rezzan ablanın getirdiği aşureden yedik, çaylarımızı içtik. Lale ablanın poşetine daldırdığımızda elimize gelen çoraplarla mutlu olduk: ) Natalinin defterleri ve ayraçları ile sevindik.
Daha önceleri lahmacunda meşhur olduğunu duyduğum Borsam'da lahmacun yemeğe gittiğimizde her ne kadar lahmacunu güzel olsa da soğuk çorbası ile bendeki tüm namını yitirdi Borsam.
Kahve içmek için gittiğimiz Fazıl Bey'in cafesini beğendim. Daracıktı ama genişti mekan. Şef geldiğinde ona orda kahve borcum olsun: )

Sizlere hayatıma kattığınız güzellikler için teşekkür ederim: )


Ve cumartesi günü skype den babası ile konuşan Semih tüm hafta sonuma şu sözü ile damgasını vurdu!

"Baba Mısır ne tarafta? Haritada aşağıda mı yukarıda mı?"

3 Aralık 2012 Pazartesi

Yumurtalar ve benim karar ayarlarım!

Kendimden hiç umudum yok. Öyle garip hallerdeyim.

Pazar sabahından başlayıp, sanki akşamına ölecekmişim gibi temizlik yapmamın hikmeti nedir bilmem ama üstümdeki garip hallerin üstüne bir de tüm vücudumun ağrıması hiç çekilmiyor. 
Hani akşamına yattığım yeri bilemedim. Herşeyin kararı iyidir derler. Arada benim karar ayarlarım gidiyor. Sanki kendimden alıyorum sebepsiz hırsımı, öfkemi!..

Neyse bunlar da bizim hafta sonu eğlencemiz. Semih, Defne ve ben bu işi çok sevdik. Lakin kalem fazla ince uçlu idi. Bu kalemi tutmadık. Özellikle çocuklar hem yumurtayı hem de kalemi tutup düzgün çizemediler. Yamuk yumuk oldu çizimleri: )
Peki hangi kalem daha iyi olur bileniniz var mı? Çünkü başka kalemlerle çocukların kreşi için yumurta boyamak istiyorum.







26 Kasım 2012 Pazartesi

Kes yapıştır tren...

Semih trenlere çok meraklı. Oldum olası tren peşinde dolanmıştır. En çok duman çıkaran tren ister, baktı bulamıyor, göremiyor etrafında elektriklisine de razı olur: ) Yeter ki rayları olsun...

Bu kes yapıştır trenin şablonunu Pınar'ın blogunda görmüştüm. Hemen çıktılarını aldım. Bir Defne bir de Semih için ayrı ayrı çıktı aldım.
Defne çok zorlandı, hatta yapmak istemedi, özellikle Semih trenin tekerleklerini keserken Defne çok içerledi. "Ben yapamıyorum" dedi, makası bıraktı elinden filan. Sanırım Defne'nin yaşına göre değildi bu etkinliğimiz.

Semih tren sevdasının vermiş olduğu tam gaz ile kesti, yapıştırdı, boyadı. Babasından da trenine isimlerini yazmasını istedi: ) Pencereye de çöp adamlardan bizleri çizdi: )
Okuluna götürdü, panoya asmışlar, bir sevindirik dolanıyor ki etrafta o biçim: )

Tren şablonunun çıktısını almak için ; http://cuckooforchoochoos.wikispaces.com/Shape+Train+Construction adresine başvurun: )

21 Kasım 2012 Çarşamba

Erkenden öğretmenler günü hediyeleri!...

Aklıma birşey düşmeye görsün. Onu yapmadan mümkün değil günler geçmiyor, kendimi birşeylere veremiyorum. Aklımda fikrimde o şey dolanıp duruyorum.

Bu defa da öğretmenler günü için aklıma nasıl bir paket yapacağım düştü. Sanki paketlerin içine ne koyacağımı düşündüm, aldım da paketi kaldı: )
İnternet denen asrın nimetinde girmediğim sayfa kalmadı, hediye paketleri ile ilgili.
Zaten oldum olası hediyelerin mağaza paketleri ile verilmesinden haz etmem, azıcık el emeği değsin isterim. Ama güzel ama değil, yeter ki emek verilsin. Hele ki ünlü mağazaların reklamları ile yapılan hediye paketlerine ayrı hasta olurum. Hediyenin bile el yapımı makbuldur: )



Neyse efendim, ben de çocuklarımın hayatlarındaki ilk öğretmenleri için birşeyler yapayım dedim. Çokca gezdim, fotoğraflara bakındım, bazen kopya çektim, bazen fikirler ürettim, bazen kendileri yapsamı diye düşündüm. Hatta zamanım olsaydı çocuklara istedikleri resimleri pastel boyalar ile yapmalarını isteyecektim paketlerin üstüne.

Derken akşam bunlar çıkıverdi ortaya. Belki uğraşacaklara fikir olur: ) Küçük mandallar ile de öğretmenler günü kutlu olsun mesajları yazılı notları iliştirdim.
Bugün kızımın öğretmen görüşmesi var, fırsat bu fırsat deyip erkenden veririm... Umarım beğenirler: )

20 Kasım 2012 Salı

Gün/aydın!

Nasıl bakarsan öyle görürsün ya, işte öyle güzel görerek başlamak istedim güne, her güne niyetlenerek öyle bakmaya.

Yoksa niceleri var ki nasıl bakarsan bak görmek istemezsin içindekini.
Ne kadar uzak durursan o kadar kardır kendin için.

Hadi gün aydın olsun!...

16 Kasım 2012 Cuma

Haftasonuna giriş böyle olsun...


Yeni biçilmiş çimenin kokusunu severim, aynı kahvenin kokusunu sevdiğim gibi.
Eylülü severim aynı Kasımı sevdiğim gibi.
Hediye vermeyi severim aynı hediye almayı sevdiğim gibi.
Kurabiye yapmayı severim aynı çay içmeyi sevdiğim gibi.
Çeşit çeşit, renk renk defterleri severim aynı içini karalamayı sevdiğim gibi.
Kumaşlara dokunmayı severim aynı onları dikmeyi sevdiğim gibi.
Değişik ülkeleri gezmeyi severim aynı gezerken hayal kurmayı sevdiğim gibi.
Kuzeyi severim aynı güneyi sevdiğim gibi.
Atlı karıncayı çok severim aynı dönme dolabı sevdiğim gibi.
Gri gökyüzünü severim aynı lacivert denizi sevdiğim gibi.
Karlı havaları severim aynı bulutların arasından süzülerek göz kırpan güneşi sevdiğim gibi.
Oğlumu çok severim aynı kızımı sevdiğim gibi.

15 Kasım 2012 Perşembe

Akıllı oğlum, çiçek kızım: )

Son günlerde maaile hastayız. Mevsim geçişlerinden mi yoksa vucudumuzun savunma sisteminin çöküşünden mi bilmiyorum ama hastayız.

Nezle miyim, grip miyim henüz bilmiyorum, zaten ikisinin farkını  da çözemeyenlerdenim. Ondan ne desem bilemedim.
Çocukları da bugün okula göndermedik. Burunları akıyor, Semih öksürüyor. Doktoru okula başladıklarından dolayı sık sık rahatsızlanmaları doğal dedi. Öyle doğal karşılıyorlar artık hastalık durumlarını. Ki benim çocuklarım iki üç yaşlarına kadar bir kere bilemedin iki kere anca grip nezle olmuşlardır. Okula başlayalı iki ay oldu, ikinci oldu bu da. Hayırlısı diyoruz, bakalım nasıl kışı atlatacağız.

Son günlerdeki halsizliğimden dolayı da çocuklarla hiç oyun, boyama, etkinlik yapamıyoruz, ona da çok üzülüyorum. Anneme geçici süreliğine taşınma kararı aldık, orda en azından yatıp dinlenebiliyorum. Evimde iken evimi  toparlayamıyorum, ona da kafayı takıyorum. "Bırak dağınık kalsın'cılardan" olamıyorum: (





Bu fotoğrafta; çocukların okullarında kendi dolaplarına, çantalarına, ayakkabı dolaplarına ait bir simge seçmeleri istedndiğinde oğlumun "kalemi", kızımın da "çiçeği" seçmesinin resmi: )





Oğluma sordum neden kalem seçtin diye.
-"anne okula yazı yazmak, kitap okumak için gidiyorum, araba-çiçek-böcek seçecek değildim ya" dedi: )

Kızıma sordum neden çiçek seçtin diye.
-"ama ben de çiçeğim" dedi: )

Akıllı oğlum, çiçek kızım var, hastalıkmış, ev dağınıkmış varsın olsun, rabbim bana şükredecek neler neler sunmuş...

12 Kasım 2012 Pazartesi

Az gecikmiş yazılardan...

Aslında bu yazı cumanın yazısı idi amma bugüne nasip oldu. Gerek yoğunluktan gerekse yazılanları toparlayamamaktan yazılamadı, haftaya güzel başlangıç olsun: )

Perşembe günü izinliydim. Lalenin bahçesinden Lale abla, Baykuş gözüyleden Natali, Macera kitabımdan Özlem ve Özlem'in arkadaşı Rezzan hanım ile pek keyifli bir gün geçirdim. İyi ki tanıdım sizleri, nice buluşmalara diyorum: )

Alkım kitabevinden buluşma, Balkan lokantasında onca sıraya rağmen yenen lezzetli yemekler, Kaset cafede içilen likörlü kahveler bahane hoş sohbet muhabbet şahaneydi dercesine geçirilen gün...

Günün fotoğrafları Baykuş gözüyle blogundan alıntı...

Ve kızımın sınıfı için yaptığım uğur böcekleri. Farkındayım herşeyi Şevval'in sınıfı için yapıyorum ama Semih'in sınıfı 17 kişi. O sınıf seri üretime giriyor, onu da şimdilik gözüm almıyor. Neyse yine internet denen asrın nimetinde dolanırken gözüme takıldı bu uğur böcekleri. Kızımın sınıfının adı da uğur böcekleri. Hadi yapayım dedim. Bir arkadaşının da doğum günü idi, tatlı bir süpriz oldu: ) Lakin bunların üzerine yerleştirdiğim çörek otlarını önce domateslerin kabuklarından dolayı batıramadım.
Akşamı pes ettim yattım, yapmamaya karar vermiştim ama aklımdan da çıkmıyordu. Yapan nasıl yaptı? İşte tüm mesele bu, hani yapılmışsa vardır bir yolu.
Düşüne düşüne bi hal oldum: ) Şefe söylesem, düşünecek bunu mu buldun der bi ton dalgasını geçerdi benlen: )
Sonra aklıma kürdan ile önce delik açmak, açtığım deliklere de çörek otları yerleştirmek geldi ve sabah kalkar kalkmaz denedim. Ve oldu.
Kurabiye kalıpları ile tost ekmeğinden çiçek kalıbı çıkardım, üstüne krem peynir sürdüm ve üstüne başını zeytinden yaptığım domatesleri yerleştirdim.
Hatta güzel oldu, hatta okuldaki öğretmenleri ve öğrenciler bayıldı: )
Bence tek eksiği, tepsinin içine serseydim güzel olacağını düşündüğüm pasta altı desenli kağıtları idi, o da sabah telaşından aklıma gelmedi: (

Hadi herkese güzel haftalar olsun diyelim.

7 Kasım 2012 Çarşamba

Kısa Kısa bizden...

Hafta sonu arkadaş ile çocukları aldık gezelim diye düştük yollara. İki çocuk ben de iki çocuk onda. İki çocuk ile sanırım Şef olmadan ilk çıkışımdı ve son oldu. Ne zormuş ikisini birden zaptetmek. Allahtan Defne arada arabasında durdu da, Semih ile uğraştım tek. Bir arada meşrubat almaya gittiğimde Semih'i gözümden kaçırdım. Beynim durdu sanki o an. Yüreğim ağzımda, sağa sola bakınmalar. Allah kimsenin başına getirmesin o anları. Bulduğumda bayağı kızınca, "ama ben geri geliyordum, kızma lütfen" deyince daha bir kötü oldum. Semih'e de hak veriyorum, çocuk sonuçta her bi tarafta ilgisini çekecek şeyler oluyor. Mesela buz pateni gibi.
Neyse çocukların telaşından dolayı pek de zevk almadan dolandığım ve bir o kadar da yorulduğum geziden hep birlikte eve döndük.


"Hadi maklube yapalım" dedim. Arkadaşım "gözün alıyor mu?" diye sordu. Arkadaşın eşi çok güzel yapıyor ve hep ellerinden çıkmış hazıra konan bizler pek severek yiyoruz.
"Neden almasın, hadi yapalım, hazır da kavurma var evde" muhabbeti eşliğinde biz kızartmaları yaparken eşi geldi.
Bu arada kızartmalara/salataya varana kadar arkadaşım  ve eşi yaptı her zamanki gibi: ) Ben de dalga konusu oldum: )

Ev sahibinin elinde fotoğraf makinası, misafirler yemek telaşesinde diye: )


******************************************************************

Semih ve Defne ile akşamları vakit geçirdiğimiz bir oyun daha.  Kağıtlara 1 den 10 a kadar sayıları yazıyorum. Bir tabağa da artık o an sayılabilecek ne varsa evde ondan biraz koyuyorum ve hangi sayıyı secersem, çocuklar sayarak üstüne koyuyorlar elindekileri. En son kahvaltıda yedikleri çikolatalı gevreklerden koydum. Çokça yemeli, azca oynamalı vakit geçirdik: ) Özellikle Defne her sayının üstündekine sulandı. Semih onlar oyundan sonra yenecek dese de hiç takmadı abisini.

******************************************************************************

Yine çocuklarla sağını solunu pekiştirmeli oyunlar oynuyoruz. Sağ elini göster, sol kulağını göster gibilerinden. Zaten her sabah okula ve akşam eve ticari taksi ile gittiklerinden, şöföre yol tarifini çocuklara bıraktığımızdan bayağı yer yön yetileri gelişti. Akşam Semih ile yine bu oyunu oynarken birden aklıma "sağ burnunu göster" demek geldi. Önce durdu ve bana "burnun sağı solu olur mu hiç?" dedi? Sanırım dalga geçtiğimi düşündü ve biraz içerledi. Bir daha böyle denemeler yapmamam lazım fakat amacım sadece dikkatini ve oyuna hakimiyetini ölçmekti.

5 Kasım 2012 Pazartesi

Çocuklara şekerden kelebekler...

Eğer ki benim gibi bir yaş ara ile 2 çocuğunuz var ise, çocuklarla ilgili herbişeyi internet nimetinden yararlanarak bulabilirsiniz. Tabii ki bir de hevesiniz varsa böyle ıvır zıvır gözüken ama çocukların hoşuna gidecek işlerde.

Daha önce bunu pinterest'de görmüştüm. Çıktısını aldım...















Kızımın sınıfı da 6 kişi olunca onlara yapsam nasıl olur diye düşündüm. Oğlumun sınıfı 17 kişi. Hiç gözüm kesmedi seri üretimi: (
Öğretmenleri ile konuştum ki; işlerine karışıyormuş gibi olmayalım sonradan. Sonuçta tepkilerini bilmiyordum ki sandığımdan iyi tepki aldım: ) Güleryüz tatlı dille karşılandık ve hafta sonu yapmaya başladık çocuklar ile... Bu arada aldığımız yer soframızın üstünü de görmemezlikten gelmeyin. Sanatın her türlüsü icra edildi üstünde: )


Ortaya böyle güzel şekerli kebekler çıktı, onları keselere koyduk ve bu sabah okulun yolunu tuttular bizimle: )


Ve bunlar da benim çocuk işçilerim, çok emekleri var kebekler üzerinde, özellikle şekerlerini yerken hiç yorulmadılar: )

Herkese renkli haftalar olsun diyerekten yazıya son verelim.

1 Kasım 2012 Perşembe

Kasım mı?

Kasım çok kasvetli ay sanki. Anlamı ile sanki hiç özdeşleşmiyor.

Bu kasvetli havada "aşk başka" diye filmler çekiliyor, şarkılar yazılıp söleniyor "yine aylardan kasım" diyerekten...

Sanki gelecek soğuklara kapı açtığından seviyorum bu ayı.


Sonra gökyüzü grileşiyor, o grileşme anını ömür boyu izleyebilirim sanırım. Deniz mavilikten çıkıyor, laciverte dönüyor. Sonra ben o lacivert denize bakıp hayaller kuruyorum en olmazlarından...
Sonra gri gökyüzünden yağmurlar başlıyor dökülmeye lacivert denize... O sesi de dinleyebilirim saçlarımın ıslaklığından hiç şikayet etmeden. Hiç hayıflanmam burnum üşüdü diye.
Yeter ki o sesi duyabileyim, o gökyüzünü görebileyim, o denize elimi uzatabileyim. O yağmurda yanaklarım ıslansın. Sabahın ilk saatlerinde çimlere düşen çiğ taneleri gibi olsun yanaklarımda damlalar.

Ben dalıp giderken yine en olmazından hayallere, uzun uzun bakabildiğim için yeniden bir kere daha şükredeyim hallerime.

30 Ekim 2012 Salı

Biz böyle kutladık...

Burada;



 Onca kalabalık içinde; 

 













Işıklar altında;



Havai fişek gösterileri eşliğinde;












Nice 29 Ekimlere...

Her görülen bayrakta "anne bak Türk bayrağı" diyerek: ) 
Her Atatürk fotoğrafında "anne bak başkan" diyerek: )
Her Dolmabahçe fotoğrafında "anne bak kralların sarayı" diyerek: )

23 Ekim 2012 Salı

Miniatürk çıkartması ve bayram gele hoş gele...

Semih gariptir: ) Çok seçer, herşeyi seçer, herşeyin kendince en iyisini seçer. Daha 3,5 yaşında ama seçmesini biliyor.

Hafta sonu çikolata kaplı yemişlerden aldık. Kimi üzüm, kimi fındık, kimi ceviz kaplı. Biz /ben, kızım, Şef/, elimize hangisi gelirse onu yedik. Ama Semih illa yuvarlak olanlarını istedi, seçti, onları yedi. İlla fındıklı istedi, oncasının içinden. Diğerleri eline gelse bile bıraktı yemedi!...

Oynayacağı oyunları da seçer, istemediklerini oynamaz, yavaşca sıyrılır ortamdan, anlamazsın bile hangi ara nereye gitmiş, ne yapıyor. Kendi kendine oyun kurar ve replikleri hazırlar, sonra da sana "burda bunu diyeceksin" der. Seni o oyunun içine dahil eder. Kendini onunla oynarken bulursun...Yanlış yapma şansın yok, anında düzeltir seni. "Burda bunu diyecektin" der: )

Onca araç içinde tren hastasıdır. Dumanlı trenler favorisidir. Trenler hakkında bin tane soru üretebilir. Raylarının nerden geldiğine kadar: )
Uçakların da nasıl uçtuğunu hala çözebilmiş değil, ondan ilgilidir uçaklara da: )















Gökyüzündeki bulutlara bakarak yağmur yağıp yağmayacağına kadar konuşabilir sizinle...










Birşeyi anlatmana gerek yoktur çoğu zaman. Kendi kendine çözüm üretebilir. Mesela ilk araç kullanışı sırasında geri geri gitmeyi bilmezken, ileri gidemediğinden kendi kendine vitesi ayarlayıp çıkabilmiştir. Henüz ona vites nedir, yada ileri geri nasıl gidiliri anlatmamışken.


Çok konuşur, bazen "az sussa" diye dertlendiğimiz olmuştur, onun konuşmalarından Defne'ye sıra gelmemektedir: ) Hafta sonu biz ana kız bayram temizliği derdine düşmüşken onlar baba oğul miniatürk çıkartması yapmışlar kendilerince.


Okulda çoğu konuda pek bilmiş edalarında takılırken, onun gibi bilen biri çıkınca hafif çöküş anı yüzüne yansır. Arada ayar alması hoşuma gidiyor.



Kızıma göre daha uyumludur. Daha sakindir. Daha içlidir, kıyamaz kimseye. Karşısındaki üzülürse hemen üzülür, içerlenir. İlerde çok çekecek bundan dolayı bilirim ama yapacak birşey yoktur...


Fenerbahçe olmazsa olmazdır. Ama illa da basket olsundur. Gollü maçlar pek ilgisini çekmez: )


Ve önümüz bayram, nice bayramlara der, bayramınızı kutları, büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim: )

19 Ekim 2012 Cuma

Dua kulun miracı...

Dua kulun miracı derler.

Gönülden, tüm samimiyetinle edilen dualar yerini buluyor.

Rabbim kulunu darda bırakmıyor, gönlünü ferahlatacak, ruhunun acısını az da olsa dindirecek sebepler çıkartıyor önüne.
Yeter ki kulu görmesini bilsin, yeter ki aynı hataları tekrarlamasın, yeter ki kime sığınacağını bilsin!...


Yolumuzu, yönümüzü daraltma...



Işığımızı azaltma...



Gönlümüzü karlı dağlar kadar soğut, ferahlat...



Engelleri hatasız aşmamıza yardım et...



Karanlıkta bırakma, kalbimizi köreltme...



Yolumuzu ışıklandır...




Tek galip allahtır bilirim, biliriz, doğru yoldan şaşırtma...


Ne zamandır yaptığım bir "hata"nın arlanmasındaydı gönlüm...
Dün yüreği benim yüreğimden daha yangın yeri olandan gelen su serpintisi ile ferahladı az da olsa gönlüm.

"ibadet edip, allah a sığınırsak gönlümüz daha hafifler, böyle yapmalı."  dedi...
Kendi yangını yetmezmiş gibi benim yangınıma su serpmeye çalıştı, çalıştık... 

Duaların rabbime ulaşıyor olmasına binlerce kere şükürler olsun...

Bugünlükte, bu cuma gününde de böyle olsun istedim...